***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

***

...

30 Aralık 2012 Pazar

Yılbaşı dosyası: Ünlü isimlerden yılbaşı mesajları

Aslında hepimizin ortak dileği daha huzurlu, daha barış dolu, daha saygılı, daha özgürlüklerimizi kendimizin belirlediği bir yaşam sürmek olsada hepsi bir potada toplanamıyor maalesef ki ama biz yine de güzel düşünceler diliyoruz tüm ekip olarak. Bizimle birlikte bir de ünlü isimlerimizden mesajlar var sizlere. Kendilerine 2012 yıllarının nasıl geçtiğini, 2013 yılından beklentilerinin neler olduğunu sorduğumuzda bakın bize neler söylediler. Ülke olarak pek parlak geçirmesek de 2012 yılını, biz 2013'e umutla bakalım diyoruz.
 

29 Aralık 2012 Cumartesi

Yılbaşı dosyası: Makyaj önerisi

Yılbaşı akşamını nerede geçireceğinize karar verdikten sonraki aşama, sizin nasıl olacağınızdır. Çok fazla dert etmeyin diye önceki sayfalarımızda kıyafet alternatifleri hazırladım. Şimdi de sizler için iki farklı makyaj önerisi sunuyorum. Birinde dudakları diğerinde ise gözleri ön plana çıkardık. Makyajımı Professional Make Up Artist Deniz Işık yaptı. Hangi makyajı yaparsanız yapın gülümsemeniz yüzünüzden eksik olmazsa en güzel siz olursunuz derim ben. Bakımlı bir yıl sizin olsun.

28 Aralık 2012 Cuma

Yılbaşı dosyası: Kırmızı Dünya

Yeni yıl gelince tüm sokaklar ışıklarla süslenir ve en vazgeçilmez renk olarak kırmızı tercih edilir. Bunun öncelikli tercihi dikkat çeken sıcak renklerin başında geliyor olması elbette. İşte bizde bu yüzden sizler için A’dan Z’ye tüm kırmızı ürünleri sayfalarımıza taşıdık. Kırmızı renk size de uğur getirsin.



26 Aralık 2012 Çarşamba

Yılbaşı dosyası: Misafirler gelmeden önce...

Yılbaşı günü ve akşamı için kıyafetlerimizden yapacağımız yemeklere kadar birçok detayı en ince ayrıntısına kadar düşünürüz. Hele bir de kutlamayı evimizde yapacaksak isterizki her şey mükemmel olsun. Çam ağacımız, mumlarımız, hediyelerimiz, yemek takımlarımız, kadehlerimiz... Hepsi bu özel akşam için misafirlere sunulmayı bekliyor. Bol kahkahalı sofralarda neşeniz eksik olmasın.


19 Aralık 2012 Çarşamba

Pınar Esen'in evine konuk olduk...


Başarılı kadınlara hayranım ben ve bunu söylemekten hiç ama hiç bıkmayacağım. O başarılı kadınlardan biri olan CNNTürk ekranlarından haftasonu bize merhaba diyen Pınar Esen ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik geçen gün evinde. Birçok şeyi konuştuk. Anne Bebek Dergimizin Ocak sayısında okuyabilirsiniz. Şimdi röportaj sırasında olanlara dönelim. Okuldan çıktığında "Fotoğrafçı abla geldi mi?" diye bizi bekleyen Güney oyununu bölemediğinden kapıda bizi Pınar Hanım, ekrandaki samimi gülüşü ile karşıladı. Sonra iyi bir ev sahibi olarak bize kahve ikram etti. Bi kahvenin kırk yıl hatrı vardır diyerek başladık konuşmaya. Sohbetimiz sırasında yanımızda oturan Güney bizimle çok ilgilenmedi, çünkü kendileri annesinin telefonuyla oyun oynamaktaydı ve yenildiğinde ise "sesinizden rahatsız oldum" deyip bizim üzerimize atmaktaydı. Yendiğinde ise tüm çocuklar gibiydi. Tam da bu noktada, röportajımız bitmiş olduğundan, Güney'in keyfi yerinde olduğundan, dergi için güzel pozlar verdi bize. Biraz bizi zorladı öncesinde ama uyumlu ve söz dinleyen bir çocuk olduğundan tamamladık çekimleri de saatler sürmeden. Pınar Hanım şu cümleyi Güney'e okuyun lütfen. Ben onun saçlarına bayıldım, ne yakışıklı çocuk o öyle yahu :=) Geldiğimizde karşılamasa da giderken bizi kapıdan uğurlayan Güney'den biz bir türlü ayrılamadık çünkü röportajımız sırasında susan çocuk kendine geldi ve başladı anlatmaya. On dakikadan fazla kapı muhabbeti yaptık ama sonunda Güney'den bir şekilli kurabiye yeme sözü aldık. En kısa zamanda görüşmek üzere diyerek Pınar Hanım'a çooook teşekkür ederim.

13 Aralık 2012 Perşembe

Anne Bebek Dergisi Standımıza Bekleriz



Merhaba, 14-15-16 Aralık günleri sabah 11:00'dan akşam 19:00'a kadar Anne Bebek Dergisi standında  sizleri bekliyor olacağız. Üstelik fuara özel sürpriz kaçırılmayacak bir abonelik paketimiz var.


10 Aralık 2012 Pazartesi

Kerem Eser: “Bir kasa portakalla başladım işe!”


En değerli Jonglörlük malzemelerinin portakallar olduğunu belirten başarılı bir isimle Cihangir’de buluştuk sizler için. Jonglörlük, illüzyon, unicyle, clown oyunculuğu ve gösteri sanatlarının birçok uzmanlık alanını bir araya getirerek “Kerem Eser Show” sahne performansıyla büyük ilgi gören Kerem Eser yani çocukların tanıdığı nam-ı değer Bay Paytak ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Söyleşimiz sırasında küçük bir gösteri yapan Kerem Bey, herkes gibi bana da “Nasıl yani, bu nasıl oldu şimdi?” şeklinde cümleler kurdurttu yaptığı küçük hamlelerle.

En zor sorudan başlayarak bize kendinizi anlatmanızı istiyorum sizden. Bu işe nasıl başladınız? Hobi olarak neden bu mesleğe merak sardınız ve sonrasında işiniz oldu?
Doksan bir yılı itibariyle görsel sanatlara ilgim baladı –ki on yaşlarındaydım o zaman. Ancak dokümana dair hiçbir şey yoktu. İlk ilizyonla başladım işe. Hatta ilk malzemem şaka dükkanlarında satılan kutulardandı. Hani içinde bir şeyi kaybettiklerinizden. Sonra babam yurt dışı gezisinde bana  birkaç illizyon malzemesi getirdi. Onlar da beni iyice teşvik edince illizyona daha bir merak sardım. İlizyonda kendi kendine bir şey yapmak çok zor. Dediğim gibi ne malzeme vardı ne de bir bilgi. Tek bir parça için Ankara’yı talan ettiğimi bilirim. Bir oyun yapacağım ve tam yuvarlak sürahi mi lazım bunun için. Tam yuvarlak olmalı. Bunun içinde istediğimi bulana kadar dolaştığımı hatırlıyorum. Çok zorlandım yani. Dayım benim dikkatimi çekmek için portakalları alır, jonglörlük yapardı. Derken babam eve bir kasa portakal getirmişti bir gün. O gün benim bu işe başladığım gündür. Dokusu, ağırlığı ve yumuşaklığı ile dört dörtlük bir jonglörlük malzemesidir portakallar bu arada. Ne yapmam gerektiğini çizdim, düşüne düşüne de yaptım. Okula götürür, portakallar patlayana kadar yapardım ki o zamanlar bu işin ne olduğunu bile bilmiyordum. Jonglörlük kavramı daha yeni yeni bilinmeye başlandı. Bizde bir de böyle bir durum var. Her şey zorlayıcı bir şekilde devam etti yani.

Zor değil mi?
Mantığını ve matematiğini çözdükten sonra gerisi geliyor… Sonuç olarak kendimi Jonglörlüğe daha yakın hissettim. Bir baktım jonglör oluvermişim 2-3 yıl içinde. Dışarıda bile antrenman yapıyordum. İlk nubetlarımı pet şişelerden yaptım. Yurt dışına giden herkesten malzemeler istedim. Yaklaşık beş yıl sonra doksan altı yılında bir jonglör giderken nubetlarını bana bıraktı. Benim için harika bir şeydi. Ayırmazdım yanımdan. Reklam tabelasından çember yaptırdım, tabi kenarları kesik kesik olduğundan ellerim kanaya kanaya çalıştım. İnatla devam ettim her şeye.

Siz aynı zamanda kurumsal firmalara, çalışanlarına da eğitim veriyorsunuz. İçeriğinden bahsedebilir misiniz?
İnsanların gündelik objelerle neler yapabileceklerini anlatıyorum özetle bu eğitimlerimde. Yakın planda illizyon ama etkili oyunlar yapıyoruz. İllizyon ve jonglörlükte aynı anda hem sağ hem de sol beyninizi kullanıyorsunuz. Vücudunuzun iki yanını da kullanabilmeyi öğretiyor jonglörlük insana. İnsan mutlu olduğunda, eğlendiğinde rahatlıyor. Eğitimlerimin amacı da bu oluyor.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Sırada makarna yapımı var. Yine MSA'dayım

                                                               "İtalyan mutfağının eşsiz lezzetlerinden "El Yapımı Makarna ve Sosları"nın püf noktalarını öğrenmek ister misiniz?" diye sorulunca, elbetteki cevabım "Eveeet!" oldu MSA'da keyifli vakit geçirmeyi seven biri olarak.

 Her zamanki gibi sevgili meslektaşım Işıl ile mufakta harikalar yarattık. Abartmıyorum, biz bu mutfağa alışığız haliyle de güzel oldu yaptıklarımız :=)


Neler mi yaptık?
* Mantarlı makarna hamurundan Fettuccine, yaban mantarları, dana bacon ve kremalı parmesan sos ile.
* Ispanak ve ricotta peynirli dolgulu ravioli, taze fesleğenli domates sos ile.
* Fettuccine, dört peynir sos ile.

Bu makarnalar nasıl yapılır derseniz MSA'nın takvimine bir bakın derim.


Veee bu güzel etkinliğe bizi davet eden Mars Lojistik'e çoook teşekkür ederiz. Bir başka mutfak macerasında görüşmek üzere.

4 Aralık 2012 Salı

Anne Bebek Dergisi 144. Aralık Sayısı

Yeni yıla özel
Kısa bir aradan sonra sizlerin bebekleri/çocukları ile kapak çekimlerimizi gerçekleştirmeye başladık. Ay aralık olunca, yılbaşı kapağı hazırlamak için Alev Özkan’ın kızı Aysun ile çekimlerimizi gerçekleştirdik. Poz vermeye meraklı biri olunca Aysun, çekimlerde gayet güzel ve keyifli geçti. Çekimimize evin minik neşesi Aslı’da katılınca mutlu bir aile fotoğrafı çekmek hiçde zor olmadı.



2 Aralık 2012 Pazar

Engin Hepileri: "Egoyu kontrol etmek lazım"

 Bugünkü Milliyet Gazetesi Cadde Eki'nde Engin Hepileri ile yatığım röportaj yer aldı.
Keyifli pazar gününüz için keyifli bir söyleşi okumak isteyenlere duyurulur...


27 Kasım 2012 Salı

Oda ve Adam oyunu sonrası Engin Hepileri ile sohbetimizden, oyundan notlarım...

Ben Blog’ların özgür ruhunu Engin Hepileri'de tiyatro oyunlarının özgür ruhunu sevince özgür bir söyleşi gerçekleştirdik Oda ve Adam oyunu sonrasında Garajistanbul Sahnesi’nde. Röportajım önümüzdeki günlerde Milliyet Gazetesi’nde yer alacak, onu da paylaşacağım ama öncesinde yine röportajdan notlarımı yazmak istedim sizlere.

Tanıştığıma memnun olduğum biri oldu Engin Hepileri. (E tabi birde kendisine sormalı:=) ) Sohbeti keyifliydi ama o sohbet içinde oyun sonrasında Miray Küçükçay ile -ki kendisi fotoğrafçı olur.- bayağı bir bekledik. (Şikayet etmek için değil, sadece olanları anlattığımdan yazdım, yanlış anlaşılmasın.) Oyun sonrasında izleyicilerle kısa ama interaktif bir söyleşi, sonra kendi iç çekimleri ve Aslıhan hala bekliyor, derken; “Ya gerçekten kusura bakmayın, biraz daha bekleteceğim ama kısacık.” diyen Engin Hepileri ve ona “Tamam bekliyoruz.” diyen Aslıhan sonunda stressiz, keyifli bir söyleşi yapmayı başarır. Tamam dışarıdan, sakin, kendi halinde, kaprisi olmayan, rahat biri gözüksede bazen gözüktüğü gibi olmuyor insanlar ve o zaman keyifsiz geçiyor röportaj. Buda başıma gelmedi değil önceki röportajlarımda yani. Neyse oyunun oynanmış ve saatin geç olmuş olmasına rağmen enerjisi yüksek bir söyleşi oldu. Yuppiii! Keyifle okuyacaksınız. (Yani ben öyle umud ediyorum.)
Fotoğraf: Miray Küçükçay
Garajistanbul sahnesinde daha önce oyun izlememiş biri olarak (cahilliğimi affedin), hem mekanı hem de oyunu merak ederek düştüm yollara.

Kafamda oyunu düşünürken, birkez daha ben bu oyunu sevebilirim diyorum konusundan ötürü. Efendim konusu ikili ilişkiler. Bu ikili ilişki monolog bir şekilde anlatılıyor. Hani yüksek sesle “giiitsiiiin amaaan canım ne olacak dünyanın sonu değil ya” derken iç sesimiz “saçmalama elbette gitmesin, tamam dünyanın sonu değil ama onun gibi bir şey” derken yine yükselen dış sesimiz ve ona cevap veren, kısık sesle konuşan iç sesimiz… İllaki hepimiz zaman zaman bu gel-gitleri yaşamışızdır. Bir monolog şeklinde ilerliyor oyun, önce kadın sonrada adam anlatıyor… Konu aşk, konu insan, konu sen, konu o. Eee bir sonraki oyuna gitmen gerektiğini hala anlamadın mı?

“Konservatuar mezunu, yüksek lisansını tamamlayan, öğretmen olan, sinemada rol alan, seslendirme yapan, program sunan, reklamlarda oynayan, Kenter Tiyatrosu hayatım diyen evli belkide çok mutlu biri Engin Hepileri.”

Oyun konudan dolayı zaten artı bir almıştı gözümde ama daha önce hiç izlemediğim bir format olunca artı bir, oldu çarpı iki.

Adam; “İyisi mi olup bitenleri yeniden kurgulamak…” der ve oyun başlar:
* Karanlık bir sahnede yanan bir ışığın altında konuşan ve gel-gitlerini anlatan bir kadın...
* Sahneye konulan flexsilerle ortama katılan bambaşka bir hava.
* Flexsilerin buzlu görüntüsünün oyunun geçmişe dönüşü ile güzel bir bağ oluşturması.
* Oyunun ortalarına doğru bizlerin oturduğu bölümün arasına çekilen perde.
* Perdenin iki tarafında konuşan sesler. O an sadece önünüzde duran oyuncuyu görmeniz ve sonra yer değiştirmeleri.
* Bilgisayar ekranından flexsilere yansıtılan adamın yüzünün gösterildiği kısa bir bölüm.
* İngilizce üst yazı.
* Sahneye yansıtılan seyirci görüntüsü.
* Arada güldüğünüz ama ona bile üzüldüğünüz bir durum.
* En özet haliyle altmış dakikalık Oda ve Adam oyununu yazdım sizlere…

Şu cümleyi çok sevdim:
Birbirimize terk ediyoruz kendimizi.”
Bir de bu cümleyi: 
“Neşeli ol, neşeni kaybetme, neşe güçtür…"

Sizde bu cümleleri sevdiniz mi bilemem ama kendinize başka cümleler seçmek isterseniz Oda ve Adam oyununu izleyin derim.

Fotoğraf: Miray Küçükçay / www.miraykucukcay.com

Oyundan kısa bir bölüm, izlemek isterseniz diye :=)

24 Kasım 2012 Cumartesi

İlk çizgiler, ilk harfler...

Her öğretmen mükemmeldir diyemeyeceğim, her biri bana çok şey kattı da. Ama ben bazı öğretmenlerimi çok sevdim, onlarla hala görüşüyor olmak, sohbet etmek keyifli.

Her birininin karakteristik özellikleri vardı. Ortak noktaları öğretmeye meraklı yapılarıydı ama.

"Büyüyünce ne olacaksın?" dediklerinde hiçbir zaman öğretmen olacağım demesemde, saygı duydum ben bu mesleğe hep.

Fiş defterimi hala saklarım, ilk yazı defterimi de. Çizdiğim şekillerden harfler yapmayı öğreten ve sonrada bu cümleleri bana kurmamda yardımcı olan öğretmenlerime teşekkür ederim.

İlkokul öğretmenim Ensar Yazar, Ortaokulda İnkılap Tarihi dersimize giren Seda Karaboğa, Lisede Edebiyat dersime giren Neslihan Bayram Yavuz ve Üniversite de Reklamcılık dersime giren Sercan Karabatak Hocam'a sonsuz sevgiler...

Atanamayan ve heyecanla "Öğretmenim, bu özel gününüz kutlu olsun!" cümlesinin kendisine kurulmasını heyecanla bekleyen öğretmen adayı mezunlarla birlikte, Atatürk'ü öğretmeyi kendine ilke edinmiş, meraklı, araştıran, eğiten, tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ'nü kutlarım.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Zihni Göktay ile yaptığım röportajımı canlı canlı izlemek ister misin?

Röportaj yapmaktan son derece keyif alan ben bu sefer bir değişiklik yaparak size video halini sunuyorum.
Ekranları seviyorum ve umarım sizde beni ekranda seversiniz :=)
Aşağıdaki linke tıklayarak videoyu izleyebilirsiniz.


                              Aslıhan Gündüz - Zihni Göktay Röportajı - Dailymotion video

16 Kasım 2012 Cuma

Irmak Ünal: “Hayatımın en güzel tecrübesi: Kayla”

Yaşının ağırlığına sahip bir kadının, ancak yaşını asla göstermeyen bir kadının yani Irmak Ünal’ın evine konuk olduk bu ay. Anne olduktan sonra mı yüzü bu kadar yumuşamış bilmiyorum ama ekranda gördüğüm sert bir ifade değildi bize “merhaba” diyen sese eşlik eden yüz. Haliyle de keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Mesaj kaygısı olan, anneliği çok seven, on dört ay kızını emziren ancak ilk dört gün sütü gelmeyen, aile kavramını önemseyen, babasından disiplinli olmayı annesinden de öğretici bir anne olmayı öğrenen Irmak Hanım’la kadın olmayı, eş olmayı ve anne olmayı konuştuk.



18 Ekim 2012 Perşembe

Irmak Ünal röportajımdan notlar

Röportaj sırasında çekilen fotoğrafların altına yazılar yazmayı ve röportajın gidişatının nasıl olduğunu size bu şekilde anlatmayı severim bilirsiniz. İşte bu yüzden keyifli bir röportaj sırasında olanları birazda olmayanları yazdım :=)

^^ Not: Fotoğrafın üzerine sağ tıklayıp bağlantıyı yeni sekmede aça tıklarsanız eğer rahatlıkla okuyabilirsiniz. ^^

16 Ekim 2012 Salı

Markafoni içinde bir şirket: Enmoda.com


Bugün, yenilenen enmoda.com sitesi hakkında bilgi almak için aşağıdaki fotoğrafta da gördüğünüz Markafoni Yönetim Üyesi Ahmet Emre Sarı, enmoda.com Genel Müdürü Timuçin Okdelen, Markafoni Yönetim Üyesi Tolga Tatari ve Markafoni Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra ile X restaurantta birlikteydik. Konuşulanları uzun uzun yazarsam bilirimki okunmaz, bir göz atarsınız ve o sırada ne takılırsa radara o okunur. Bu sefer neler söylendi maddeliyorum sizler için bu yüzden. Bu arada ben internetten alışveriş yapmayı seven, yapan ve sırf abartmamak için her sabah mailime düşen postaları okumadan silmek zorunda kalan bir e-ticaret destekçisiyim. İnternet sitelerinden, daha doğrusu güvenilir markalardan alışveriş yapma olayını sevdim, seviyorum. O kadar kişi buradan giyiniyorsa bir bildiği vardır elbet! Bu arada editörlük kariyerim başlamadan önce çok bilindik bir grubun e-ticaret kısmında çalışıp, güvenilirlik olayını gördükten sonra daha bir açık oldum bu tarz girişimlere. Adını ilk kez duyduğunuz ya da altında imzası olmayan bir siteden de sakın alışveriş yapmayın. Aslıhan GÜNDÜZ enmoda.com’u öneriyor soranlara.

*  enmoda.com’un hisselerinin %75’i Markafoni tarafından satın alınmış

*  Yani Markafoni ve Doğuş Grubu ortaklığında faaliyet gösteren bir site

*  Online moda dünyasında güçlü bir isim

*  Ünlü Moda Tasarımcısı Mehtap Elaidi’nin yönetimindeki bir ekip koleksiyonları yaratıyor

 Markafoni, Enmoda’yı Türkiye’nin “asos”u yapma hedefiyle yola çıkmış

*  Sitelerini canlı ve yaşayan bir platform olarak görüyorlar

*  Ayda yarım milyona yakın ziyaretçileri oluyor –ki daha yeni bir site-

*  Hemen yükselme kaygıları yok. Sakin, sağlam adım atan bir site haliyle

*  Online sitelere olan güvenin zamanla artacağını düşünüyorlar

*  Blogger’larla iş birlikleri yapacaklar

10 Ekim 2012 Çarşamba

Ben artık bir Grouponot’'ım! Aslıhan ve Groupon işbirliği

Grouponot’lar kampanya evrenini keşfetmeye hazır!
Gün içinde işlerin yoğunluğundan gün sonunda bakabildim maillerime ve oda ne yaklaşık bir ay öncesinde öylesine, aman bana çıkmaz bu şans diye başvurduğum Grouponot olma fırsatı bana çıkmış. Şimdi neler mi olacak? Ben de bilmiyorum, beraber bekleyip, göreceğiz. Sizlere yeni yerler keşfedip, yazmaya devam edeceğim.



1 Ekim 2012 Pazartesi

LCWORLD Dergisi * Mevsime inat


Ne  zaman yapraklar dökülse, mevsim sonbahar olsa, doğa yeşilini sarı renge bıraksa, başlar sonbahar depresyonu. 
Sonra çık çıkabilirsen işin içinden.
Gittiğimiz yer, yapılan etkinlikler, seçilen kıyafetler hepsi bu mevsime uygun olur birden. 
Size uğrarsa eğer bu mevsimsel depresyon, 
lütfen fazla misafir etmeyin ruhunuzda. 
Çünkü o anlar hem kendiniz hem de karşınızdakiler 
için çekilmez olabilir. 
"Depresyonda neymiş?" 
cümlesini kurarak geçirin zamanlarınızı.



27 Eylül 2012 Perşembe

Ali İhsan Varol: "Şansınızı doğru değerlendirin!"

Karşımda, programı Türk Dil Kurumu’ndan ödül alan, haliyle Türkçe’mizi düzgün kullanma konusunda dikkatli davranan, ilk zamanlarda günde yetmiş tane soru hazırlayan ve yaklaşık dört saat uyuduğunda kendini şanslı hisseden bir kişi olunca, röportaj sırasında; nereden, nasıl başlayayım diye düşünmemeniz imkansız oluyor ama rahat tavrı daha doğrusu karşısındaki insanı rahatlatan duruşu sizi bu psikolojiden kısa bir süre içinde hemen kurtarıyor. Ekranda gördüğümüz gibi yani. Bu yüzden aklınızda yarışmaya katılmak gibi bir düşünce varsa elinizi çabuk tutun derim bu deneyimi yaşamak için. Neden mi çabuk tutun? Oda sürpriz olsun. Ali İhsan Varol ile “kabak tatlısı” ile başlayan evliliğini, yarım yarım bıraktığı eğitimini, kanalda çalışma hikayesini, ekrana çıkma şansını, kısacası birçok şeyi konuştuk. Tüm sohbetimizden aldığım bir sonuç var ki o da nerede, hangi görevle başlarsanız başlayın, kendinizi gösterin, kendinizden bir şeyler katın ve hedefinize doğru bir şekilde ilerleyin. Şans sizi bulduğunda ise doğru değerlendirin durumu. 




20 Eylül 2012 Perşembe

Albümünüzü kendiniz yapın


Uzunca zamandır aklımda bir aile albümü yapma fikri vardı. Bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anlayan toplumun bir bireyi olarak dört kişilik çekirdek ailenin her bir bireyi hayatta iken kendimize güzel bir aile albümü hediye etmek istedim.

İnternette gezmeyi severim, yeni keşifler hoşuma gider. Tıkladığım ve size tavsiye edeceğim sitelerden biri: www.lukapu.com.tr

“Nedir bu Lukapu?” diyen sese hemen cevap veriyorum. Lukapu benim için sürekli ertelediğim aile albümümün hazırlanmasını hızlandıran, tasarım konusunda bana pratiklik sunan, istediğim şekilde bir albüm oluşturmamı sağlayan, siparişimi verdikten yaklaşık bir hafta sonra basılmış olarak albümümü bana gönderen, ardından da memnun olup olmadığımı soran yani paranızı alıp, işi teslim ettikten sonrada sizinle ilgilenen ve eğer beğenmezseniz de geri alan -ki beğenmeme şansınız yokta ben yine de yazayım istedim.- Kısacası bana: “Albümünüzü iyi saklayın” diyen bir site.

Ben aile albümü yaptım. Siz istediğinizi yapabilirsiniz elbette.  Lukapu Designer’ı kullanamam ya da beceremem diyen ses, sana da cevabım var elbet; destek hizmetinde çalışanlar istediğinizi yapana kadar yardımcı oluyorlar.Ben birkaç noktada takılmıştım ama hemen hallediverdik.

Bilgisayarınızda sakladığınız fotoğraflarınızı artık basılmış bir şekilde, kendi albümünüzde saklar mısınız lütfen? Dijital çağda birazda demode olun ve hatıralarınıza sahip çıkın, bilgisayara güven olmaz...

Özetle:
Fotoğraflarınızı bir dosyada toparlayın.
* www.lukapu.com.tr adresine tıklayın.
* Lukapu Designer’ı indirin.
* Tasarlamaya başlayın.
* Bankaya ödemenizi yapın.
Ortalama bir hafta merakla bekleyin, kitabınız elinizde.

14 Eylül 2012 Cuma

Dinlence için yeni rotanız : Yalova

 Eğer ruhunuzun dinlenmeye gerçekten ihtiyacı varsa, denize girmesemde olur, sadece doğanın ortasında olayım ve birazda bedenimi termal suda dinlendireyim derseniz size önereceğim adres: Limak Termal Boutique Hotel olacak.

Üstelik otele ulaşım çok kolay ve de rahat. İstanbul Yenikapı’dan İDO seferlerini kullanarak ekonomik bir fiyatla ortalama bir buçuk saat içinde Yalova’da oluyorsunuz ve indiğiniz yerden de otelin önüne kadar giden, üstelik on dakikada bir kalkan, minübüslere bindiğinizde de yirmi dakika içinde yolculuğunuzu tamamlamış oluyorsunuz. Toplamda iki saate kadar yakın bir zaman dilimini trafiksiz ve rahat bir şekilde geçirerek otelinize varabilirsiniz. En azından ben bu şekilde giderek rahat bir yolculuk geçirdiğimi söyleyebilirim.

Otel sizi gizemli ve de ağır bir havası ile karşılıyor. Ağır diyorum, çünkü tarihi bir otelin restore edilmiş hali bizi karşıladı kardeşimle. İkimizin de kurduğu cümle: “Süper gözüküyor gerçekten” oldu ki tatilimiz sonunda “gözüküyor” kelimesini atıp “süper gerçekten” cümlesini kurduk. Burası Atatürk’ün bir zamanlar kaldığı otel, 20. yy başları zamanında Gazino ve Büyük Otel adıyla hizmet vermiş olan ve 2010 yılı itibariyle de Limak Termal Boutique Hotel adıyla misafirlerini ağırlayan bir otel.

Güler yüzlü çalışanlar, tarihin kokusuna yakışır odalar, Türk Hamamı, sauna, buhar banyosu, açık ve kapalı termal havuz, spor salonu, oyun alanı… İki üç günlük kısa tatil için ideal bir otel yani.
Termal Otel deyince akla ilk gelen sıcak su ve de haliyle yaş grubu orta yaşın üzeri olsada siz buna takılı kalmayın. Biz iki genç insanlar olarak üç gün ruhumuzu dinlendirdik ve “iyikide gelmişiz” dedik.

Tatilimizin ikinci gününde yağan yağmurda açık havuza girip ardından da sıcacık temale geçmek süper oldu gerçekten. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, ben sıcacık havuzun içinde, yağmur yağmasından dolayı mutlu bir doğa… Yazın deneyimlediğim bu otelde, kışın kar yağarken olma isteğim var. Yağan karı seyrederken sıcacık termal havuzun içinde olmayı kim istemez?

Konaklamak için değil de günü birlik gitmek isterseniz, o da olur. Ama ben bir akşamda olsa konaklayın derim şiddetle.

Keyifli, sakin, huzurlu birkaçgün isteyenlere iyi tatiller dilerim.

Unutmadan bir not daha paylaşayım. Kanal D’de de yayınlanacak olan Ayşe Kulin’in kitabıından uyarlanan Veda dizisi de bu otelde çekilmekte. Konakladığımız sırada çekimlere de şahit oldumda…

13 Eylül 2012 Perşembe

Ali İhsan Varol ile canlı canlı

Konuşurken kelimelerimin arasında bu kadar çok "eee" asla ama asla demeyen ben ilk video çekimimin heyecanından olsa gerekki sürekli "eee" demişim. Olsun yine de izleyin diyorum ben bir sonrakinin çok daha güzel olacağını bilerek.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Ali İhsan Varol ile stüdyodayız

Giriş, gelişme ve sonuç üçlemesinin ortasından başladım yazıma ve nedense uygun bir giriş yapamadığımdan şu an okuduğunuz kısmı en son yazdım. İyisi mi ben sizi Ali İhsan Varol röportajımızın gelişme kısmı ile başbaşa bırakayım… Ne de olsa bu bir blog yazısı. Ruhu özgür, istediği harflerden kelimeler birleşerek cümleler oluşturabilir kendine… Öyleyse başlıyorum anlatmaya.
Anlaştığımız saatte bir kayma olacağını zamanında fark eden Ali İhsan Bey biraz gecikeceğinin bilgisini Devrim ile ulaştırıyor bana ama ben yine de yarım saat öncesinden kanalda oluyorum fotoğrafçımla birlikte. Tam da bu sırada Devrim yanımıza geliyor ve bizi beklerken yalnız bırakmıyor, anlatıyor Ali İhsan Bey’i ve yarışmayı. Bir de o akşam yarışacak kişilere “Bu şu bu da şu kişi galiba” diyerek bir yandan da yarışmacılardan kimlerin orda olduğunu kontrol ediyor.  Sohbetimiz sırasında tam da anlaştığımız saatte yanımıza geliyor Ali İhsan Bey… Aaa ama içeri girer girmez önce yarışmacılarına bir selam veriyor ve sonra yanımıza geliyor. Benim stüdyoda röportaj yapma isteğimden dolayı da  giriyoruz çekimin yapıldığı stüdyoya ve ben yarışmacı koltuğuna Ali İhsan Bey’de her zamanki yerine geçiyor.  (Yarışmacı olmasamda heyecan verici bir atmosfer olduğunu söyleyebilirim…)

“Röportajımız dergide yayınlanacak ama birde videoya çeksek ilk soruları nasıl olur?” dediğimde Ali İhsan Bey başına gelecekleri bilmeden gayet sıcak bir şekilde “Pek tabi efendim, olur yapalım” diye yanıtladı beni.

17 Ağustos 2012 Cuma

İyi Bayramlar

“Oh be işte geldi tatil zamanı” cümlesini kurduğumuz, kimimizin İstanbul’da dinlenerek ya da aile ziyaretleri ile geçirdiği kimimizin de tatil beldelerine kaçtığı bayram tatilinde siz hangi grupta olanlardansınız bilmiyorum ama sizlerle Skyscanner’ın (uçak bileti arama motoru) Ramazan Bayramı tatili için 1–8 Ağustos tarihleri arasında yaptığı ve yaklaşık 2000 kişinin cevaplandırdığı anketi paylaşmak istedim.

  Tatili ailesi ile beraber geçirmeyi tercih edenler – %59
 Yakınlarını / akrabalarını ziyaret etmeyi tercih edenler – %24
 Yurtiçinde tatil yapmayı tercih edenler – %7,4
  Avrupa’ya seyahat etmeyi tercih edenler – %3,6
  Diğer (Yurtdışında diğer ülkeler) – %5,6


Ben, bu bayram %59’luk oran içindeyim yani “tatili ailesi ile beraber geçirmeyi tercih edenler"denim kalabalık bir aileye sahip biri olarak. 

Hatırlanmaya değer tüm güzel bayramlar sizlerin olsun…

MUTLU BAYRAMLAR

9 Ağustos 2012 Perşembe

Uraz Kaygılaroğlu: “İş şansla bitmiyor!”


Çok ciddi programlar her zaman kasmıştır beni, bir kere neler olup bittiğine bakarım ama ikinci kez kimse bana o programı zorla izletemez. Light olmalı biraz hele ki yaz akşamları mevsime uygun olmalı programlar. İşte böyle bir yarışma programının sunucusu Uraz Kaygılaroğlu ile çekimlerden önce buluştuk Fox TV’de. Bir sunucu çekimden önce nasıl hazırlanır diye merak edenlerdenseniz ki eğer bu soru Uraz içinse, gayet rahat bir şekilde etrafta dolanır, arkadaşları ile şakalaşır ve artık çekim başlıyor denildiğinde de aynı kişi ekranda, aynı ifade ile çıkar karşımıza ve ekrana düşen karışık harflerden verdiği ipucu ile doğru kelimeyi bulmamızı ister… Şanslı olduğuna inanan ve bunu da iyi değerlendirdiğini düşünen, Pis Yedili dizisinden sonra Kamuflaj ile karşımızda olan Uraz’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ekranda çok rahatsın, şu an karşımda da rahat bir ifaden var. Hayatta hep rahatsın sanırım…
Saygısızlık yapmadığım sürece rahat olmayı tercih ediyorum hayatta. Krırıcı olmadan rahat olmak güzel değil mi sizce de?

Ekranda programını izlerken bunun ilk deneyimin olduğunu hiç düşünmedim…
Ekip işi bu sonuçta. Çok iyi bir ekip var arkamda. Yıllardır televizyonculuğun içinde olan insanlarla çalışıyorum. Bir editörüm var Yasemin, çok acayip biri. Beni çok iyi eğitiyorlar anlayacağınız.

Okul gibi mi görüyorsun yani şu an sahip olduğun bu şansı?
Okul gibi diyebiliriz evet. Sunuculuk benim yaptığım bir şey değildi, oyunculuk yapıyorum. Ama çok istediğim bir işti bu, çünkü çok daha sensin, ne yapıyorsan osun ekranda. Oyunculukta da oynadığın bir karakterin içindesin ama
burada öyle bir şey yok, Uraz’ım. Şu an yaptığım işten çok mutluyum. 26 yaşındayım ve bana hafta içi beş gün böyle bir programö sunmakdan çok mutluyum. Bana verilen bu şansı iyi değrlendirmek ve güvenen insanlarında yüzünü kara çıkarmamak istiyorum.

Peki, Kamuflaj işi nasıl oldu?
Benim bir arkadaşım program yapacaktı, onunla beraber gelmiştim stüdyoya. Oyunculuk yapacaktım ben de. Ama o gün skeçleri çekemeyince yarışmacılardan biri ben olayım dedim. Benim gibi bir oyuncu arakadaşım daha vardı o da karşı ekipten olacaktı. Böylelikle sunucu arkadaşımda daha rahat eder diye düşünmüştük. Denemeyi çekerken ben
o gün günümdeydim sanırım ki aradan uzun bir zaman geçtikten sonra bu yarışma programı için aradılar ve başladık çekimlere.

Şans önemli diyebiliriz o zaman…
Kesinlike önemli ama şu da varki; size verilen şansı nasıl değerlendirdiğinizde çok önemli. İş şansla bitmiyor. Ben daha bu şansı kullanabilmiş değilim, yolun çok başındayım. Bunu nasıl değerlendirebileceğim zamanla belli olacak. Daha göstermem gereken elimde, 
cebimde numaralarım var.

Eğitimin…
Reklamcılık okudum, metin yazarlığı ağırlıkta bir bölüm. Aslında ben konservatuar okumak istedim, ama
annem bir mesleğim olması gerektiğine inananlardandır bu yüzden reklamcılık okudum.

Aileler hep öyledir ama…
Aslında çok da mantıksız düşünmüyorlar.
Bu işler sabun köpüğü gibi ve acımasız. Bi anda varsın iki sene sonra yoksun ne kadar sağlam adım atıyorsun, ne kadar düzgün ilerliyorsun çok önemli.

Ama ne istediğimizde önemli değil mi?
Önemlielbetteki. Çok zengin olayım, magazin programlarında ben de olayım diye bir düşünce ile adım atmadım ben. Annemin stratejisi aslında doğru, cepte kalsın istiyor, bir mesleğim daha olsun istiyor...

Son olarak yarışma ile başladık sohbete yarışmaile bitirelim. İnsanlar yarışmaya neden gelsinler?
Yarışamaya, eğlenmeye birazda para kazanmaya gelsinler. Ağır bilgi yarışması değil sonuçta. Dikkatlilerse,
birazda şaka kaldırabiliyorlarsa gelsinler evimize, fena bir misafirperver değilimdir.

Teşekkürler,

2 Ağustos 2012 Perşembe

Şık, spor ve de rahat

Tek parça kıyafetler kurtarıcıdır her zaman. Siyah renk gibidir yani. Bir elbise, şık bir tamamlayıcı bileklik, kolye ya da küpe akşama veya güne hemen hazırlar sizi

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Anne Bebek Dergisi / Temmuz 2012

Cansu-Ceyhan Kandemir çifti ile röportaj çekimlerimiz için stüdyoya girmiştik. Çekilen fotoğrafları çok beğenince birini kapak yapmaya karar verdik. Bakmayın siz bu güzel kadrajlara, çekimler sırasında Karla bir dakika yerinde durmadı. Gördüğünüz kareler Efsane Hanım’ın saniyelerle yakaladığı pozlardan. Karla’yı güldürmek için yaptığımız cambazlıkların sonunda “komik mi?” diye sorduğumuzdan artık oda bize; “Komik komik, çok komik” demeye başladı yaptığımız güldürme çabalarının sonunda. Hareketli ama öyle mızmız biri değil Karla, annesine sürekli “Bu ne? Bu ne?” diyen, babasını çok seven, şanslı bir ailede büyüyen biri o. Gülücüklerle dolu, sağlıklı günler diliyoruz Kandemir ailesine. 

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Karaoke benim sesimle bir başka eğlenceli

Geçen haftalarda yapılan Efes Pilsen One Love Festivali'nde standı olan LG, katılımcılara Karaoke keyfi sundu. Elbetteki alandaki her şeyi deneyimlemeyi seven ben bundan da geri kalmadım. Gülmek, eğlenmek ve sonrasında denemek isterseniz, öncesinde izleyin derim. Muhteşem sesimle, Duman'dan bir şarkı patlattım. Hep beraber söyleyelim haydi: "İçerim ben burada bu akşaaaaam" :=) Çok keyif alınacak, stres atılacak, kalabalık arkadaş grubu ile yapılabilinecek en güzel etkinliklerden biri. Video aşağıda, tıklamak isterseniz diye


"İçerim ben burada bu akşaaaaaaam"

24 Temmuz 2012 Salı

Sansürün kaldırılışının 104. yılı!

























Her zaman; tarafsız, daha güçlü, daha doğru, daha anlaşılır, daha içi bilgi dolu, daha öğretici, daha kolay anlaşılır, paylaşmaya değer her haberin altına imzamı atacağım ve Basın Bayramı'nı kutlayacağım güzel günler diliyorum kendime.

SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 104. YILI OLMASINA RAĞMEN NEDEN HALA BİR CÜMLEDEN İBARET "SANSÜRSÜZ BASIN"? ÖZGÜRCE YAZILAR YAZALIM SAĞDA SOLDA!

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Demet Tuncer: "Değerini başkalarının belirlemesine izin verme!”

Başarılı isimlerden olan Demet Tuncer’le ne yeni dizisini ne bir tiyatro oyununu ne de bir projesini konuşmak için buluştuk. Kendisinin çok daha farklı bir meşguliyeti var bu sıralar, o da yedi aylık kızı Ayza. Ayza çok tatlı bir bebek, bize poz verme aşamasında hiç zorluk çıkarmadı. Giydiği elbiselerine de bayıldık. Demet hanım’da giydiği bu pembe ve benzer renklerdeki elbiselerle bebeklerin/çocukların daha bir melekvari olduklarının altını çizerek, kızının hem cicili-bicili hem de rahat ve spor giymesini istediğini söyleyerek Ayza ile neler yaptıklarını bizlerle paylaştı.  


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...