Burçin Çobanoğlu ve Şahver Koçulu “ikifotoğrafçı” adıyla marka olma yolunda ısrarlı bir tutum sergileyen ve son zamanlarda gördüğümüz iyi karelerin altındaki ismin imzası. An fotoğrafçılığından, doğuma; düğün fotoğrafçılığından kitap çekimlerine, kapak çekimlerine kadar birçok alanda çalışmalar yapıyor bu iki yetenek. Röportajımızı yaptıktan sonra ben de poz vermek için beyaz fonun önüne geçtim. Fotoğraf çektirmeyi sevsem de profesyonel birileri tarafından daha önce bir çekim gerçekleştirmediğimden biraz kasıldım diyebilirim ama kızlar işlerini o kadar iyi yapıyorlar ki ilk dakikalarınızı atlattıktan sonra çekim bitmesin diyorsunuz… Ben son derece keyif aldım ve bu keyif resimlerime de yansıdı. Eğer sizde böyle keyifli karelerle özel anlarınızı taçlandırmak isterseniz bu kızlara ulaşın derim…Sayfalar
***
Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.
...
24 Ağustos 2011 Çarşamba
İki Fotoğrafçı: “İstifa edip fotoğrafçı olmaya karar verdik!”
Burçin Çobanoğlu ve Şahver Koçulu “ikifotoğrafçı” adıyla marka olma yolunda ısrarlı bir tutum sergileyen ve son zamanlarda gördüğümüz iyi karelerin altındaki ismin imzası. An fotoğrafçılığından, doğuma; düğün fotoğrafçılığından kitap çekimlerine, kapak çekimlerine kadar birçok alanda çalışmalar yapıyor bu iki yetenek. Röportajımızı yaptıktan sonra ben de poz vermek için beyaz fonun önüne geçtim. Fotoğraf çektirmeyi sevsem de profesyonel birileri tarafından daha önce bir çekim gerçekleştirmediğimden biraz kasıldım diyebilirim ama kızlar işlerini o kadar iyi yapıyorlar ki ilk dakikalarınızı atlattıktan sonra çekim bitmesin diyorsunuz… Ben son derece keyif aldım ve bu keyif resimlerime de yansıdı. Eğer sizde böyle keyifli karelerle özel anlarınızı taçlandırmak isterseniz bu kızlara ulaşın derim…22 Ağustos 2011 Pazartesi
Elif Şafak'ın yeni romanı İskender üzerine bir söyleşi
En sevdiğim yazarlardan biri olan Elif Şafak’ın İstanbul Modern’de gerçekleştirdiği edebiyat söyleşisindeydim geçen gün. Konu Elif Şafak’ın son kitabı İskender ve dil üzerineydi haliyle. Yaklaşık iki sene önce başlamış kitabı yazmaya. Bunun ilk ayları araştırma sonrasında ise geceli gündüzlü bir yazım süreci geçmiş. Aslında bir ailenin hikayesini yazmak aklında varmış hep ama bu konuda da olgunlaşmayı beklemiş. Onun için doğru zamanda da bizlerle buluşturdu kitabını. Söyleşiden notlarımı sunarım sizlere...
O kendinden çok eserini konuşmayı seven ve Türkiye’de daha çok yazarın eserinin değilde kılığının kıyafetinin konuşulmasından rahatsız olan ama bunu yapmayan belli bir kesimin var olduğunu bilmesinden dolayı mutlu olan bir yazar.
O, her soruya cevap vermeye çalışan, anlatan, açıklayan ve konuşurken bir ırmağın akışını izlermişcesine derin anlatımlarla konuşan biri.
O, benim ciddi anlamda hayran olduğum, taktir ettiğim biri.
İskender’i yazarken temel çıkış noktanız neydi?
Temel çıkış noktam; “nasıl oluyor da aile bireyleriyle fiziksel olarak bu kadar yakınken aynı zamanda bu kadar uzak düşebiliyoruz” oldu. Hep beraber alışkanlıklarımızı tekrar ediyoruz, televizyon izliyoruz, yemek yiyoruz ama acaba aslında ne kadar tanıyoruz birbirimizi. Bu arada ailenin içindeki herhangi bir bireyde fırtınalar kopuyorsa aile bundan haberdar mı ya da ne kadarını biliyor? Bir odanın kapısı kapandığında çocuk içeride olanı biliyor mu? Neler yaşanıyor? Anne ne kadarını biliyor ya da anne neler yaşıyor çocuk bunu biliyor mu? Gibi düşünce üzerine kuruldu aslında roman. Yakınken birbirimize uzak durabiliyoruz: Bunun üzerinde durmak istedim. Göçmenlik çok önemli bir etkendi hikayede. Genelde ikilikler dikkatimi çeker benim; sıla-gurbet, doğu-batı, gitmek-kalmak, hatta gitmek ile kalmak arasındaki fark… İngiltere’de olmak, oradaki göçmen ailelerle konuşmak benim için çok önemliydi. Bana çok yüreklerini açtılar. Bunlar arasında ekonomik, siyasi ve eğitim amaçlı gidenler vardı. Tabiî ki Toprak ailesi hayali bir aile hayal gücünden beslenen. Ama bence yazarlar içinde yaşadıkları toplumun ürünüdür, dolayısıyla okuduğumuz gözlemlediğimiz şeylerde kitabın içine minik minik sızıyor.
İskender; oğlanlıktan erkekliğe jet hızıyla geçmek zorunda kalan bir karakter!
Ben bu romanı çok severek yazdım. Tek tek her bir karaktere bürünmeye özen gösterdim. Benim için en zoru İskender olmaktı. Çünkü baktığınızda yumak gibi İskender. Bir yanıyla bıçkın belki maço diyebileceğiniz bir karakter, etrafındaki güzelliklere karşı kırıcı, duygusal aslında duygularını bastıran biri. Diğer yanda, çok hızlı büyümek zorunda kalan bir oğlan çocuğu. Oğlanlıktan erkekliğe geçişi jet hızıyla yapmak zorunda kalıyor. Kırdğı kadar da kırılmış biri aslında. Bütün bu halde o yumağı çözmek zordu benim için.
Bu kitabı yazarken töre cinayeti lafını kullanmaktan sakındım…
Çünkü töre dediğinizde; doğuda, az eğitimli, daha düşük gelirli bir ailenin sorunu gibi ama öyle bakmamak gerek. İster istemez bizde kelimeler arası öteliyoruz. Aslında kadına yönelik şiddet; tamda burada, bulunduğum yerde oluyor. Bunu görmek gerek. Bence bunun doğusu batısı yok, etnik kökeni, zengini fakiri yok. Maalesef ki herkes bunu yapıyor ve biz kadınlarda bu işin içindeyiz.
Kitapta karakterden karaktere farklıklar koydum ki her birinin bulunduğu coğrafya anlaşılsın.
O kendinden çok eserini konuşmayı seven ve Türkiye’de daha çok yazarın eserinin değilde kılığının kıyafetinin konuşulmasından rahatsız olan ama bunu yapmayan belli bir kesimin var olduğunu bilmesinden dolayı mutlu olan bir yazar.
O, her soruya cevap vermeye çalışan, anlatan, açıklayan ve konuşurken bir ırmağın akışını izlermişcesine derin anlatımlarla konuşan biri.
O, benim ciddi anlamda hayran olduğum, taktir ettiğim biri.
İskender’i yazarken temel çıkış noktanız neydi?
Temel çıkış noktam; “nasıl oluyor da aile bireyleriyle fiziksel olarak bu kadar yakınken aynı zamanda bu kadar uzak düşebiliyoruz” oldu. Hep beraber alışkanlıklarımızı tekrar ediyoruz, televizyon izliyoruz, yemek yiyoruz ama acaba aslında ne kadar tanıyoruz birbirimizi. Bu arada ailenin içindeki herhangi bir bireyde fırtınalar kopuyorsa aile bundan haberdar mı ya da ne kadarını biliyor? Bir odanın kapısı kapandığında çocuk içeride olanı biliyor mu? Neler yaşanıyor? Anne ne kadarını biliyor ya da anne neler yaşıyor çocuk bunu biliyor mu? Gibi düşünce üzerine kuruldu aslında roman. Yakınken birbirimize uzak durabiliyoruz: Bunun üzerinde durmak istedim. Göçmenlik çok önemli bir etkendi hikayede. Genelde ikilikler dikkatimi çeker benim; sıla-gurbet, doğu-batı, gitmek-kalmak, hatta gitmek ile kalmak arasındaki fark… İngiltere’de olmak, oradaki göçmen ailelerle konuşmak benim için çok önemliydi. Bana çok yüreklerini açtılar. Bunlar arasında ekonomik, siyasi ve eğitim amaçlı gidenler vardı. Tabiî ki Toprak ailesi hayali bir aile hayal gücünden beslenen. Ama bence yazarlar içinde yaşadıkları toplumun ürünüdür, dolayısıyla okuduğumuz gözlemlediğimiz şeylerde kitabın içine minik minik sızıyor.
İskender; oğlanlıktan erkekliğe jet hızıyla geçmek zorunda kalan bir karakter!
Ben bu romanı çok severek yazdım. Tek tek her bir karaktere bürünmeye özen gösterdim. Benim için en zoru İskender olmaktı. Çünkü baktığınızda yumak gibi İskender. Bir yanıyla bıçkın belki maço diyebileceğiniz bir karakter, etrafındaki güzelliklere karşı kırıcı, duygusal aslında duygularını bastıran biri. Diğer yanda, çok hızlı büyümek zorunda kalan bir oğlan çocuğu. Oğlanlıktan erkekliğe geçişi jet hızıyla yapmak zorunda kalıyor. Kırdğı kadar da kırılmış biri aslında. Bütün bu halde o yumağı çözmek zordu benim için.
Bu kitabı yazarken töre cinayeti lafını kullanmaktan sakındım…
Çünkü töre dediğinizde; doğuda, az eğitimli, daha düşük gelirli bir ailenin sorunu gibi ama öyle bakmamak gerek. İster istemez bizde kelimeler arası öteliyoruz. Aslında kadına yönelik şiddet; tamda burada, bulunduğum yerde oluyor. Bunu görmek gerek. Bence bunun doğusu batısı yok, etnik kökeni, zengini fakiri yok. Maalesef ki herkes bunu yapıyor ve biz kadınlarda bu işin içindeyiz.
Kitapta karakterden karaktere farklıklar koydum ki her birinin bulunduğu coğrafya anlaşılsın.
19 Ağustos 2011 Cuma
Masumiyetin tek adı: BEYAZ
Yaz gelince dolabınızdan çıkan beyaz elbisenize belki de bu yaz birkaç tane ekleme vakti gelmiştir diye sizlere birkaç örnek oluşturmak istedim. Beyazın verdiği ferahlık, elbisenin verdiği rahatlık yazın vazgeçilmez olmasını sağlar. Bu güzel ve sade elbiselerinizi; renkli, büyük kolye ya da küpelerle süsleyebilir, sadeliğine hareketlilik katabilirsiniz.
16 Ağustos 2011 Salı
Duvarları dolduruyoruz
Bebeğinizin odasını dekoratif aksesuarlarla süslerken onun günden güne büyüyüp bebeklikten çocukluğa geçeceğini unutmayın. Çünkü tamamiyle bebeksi ve gereksiz dekoratif ürünlerle odasını doldurursanız ikinci bir masrafa girmiş olursunuz. Odası için yeterince para ve mesai harcamışken aldıklarınızın çöp olmasını istemezsiniz diye düşünüyorum.
11 Ağustos 2011 Perşembe
Pastam bana özel olsun diyenler için
Görüntüsü aklınızda kaldıysa, bir de tadına bakın!
Fotoğraflar ne bir oyuncakçı mağazasından çekildi, ne de herhangi bir vitrinin önünden. Bunların hepsi emekleriyle kullandıkları doğru malzemelerle, çocuklarınız, kendiniz ya da özel anlarınız için sizlere unutmayacağınız bir görüntü tadı damağınızda kalan bir lezzet sunmak için pasta hazırlayan ustaların mutfaklarında çekildi. Unutulmaz anlarınızı taçlandırmak için nasıl bir pasta istediğinizi düşünün ve sonrasından siparişinizi verin, lezzetli tatlar sizin olsun.
9 Ağustos 2011 Salı
Sibel Arna'nın ilkleri ve enleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






