***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

...

10 Nisan 2016 Pazar

Gezinti çantamızda neler olmalı?

Anne olmadan önce çantanızın içinde bir makyaj çantası ve onun içinde de en sevdiğiniz kozmetik ürünleri olurdu öyle değil mi? Şimdi bu çantadan çok uzakta bir yerdesiniz sanırım. Kesin öylesinizdir, çünkü siz artık bir annesiniz ve çantanızı kolunuza takıp ardınıza bile bakmadan kapıyı vurup çıkacağınız günler çoktan gerilerde kaldı bile. Kol çantanızdan sırt çantanıza terfi ettiğiniz bu günlerde gelin birlikte dolduralım içini.

Anne olsanız da olmasanız da çantanızın içinde bir ıslak mendil mutlaka olmalı. Çocuk bu ellerinin ne zaman neye değeceği hiç belli olmaz.

Emzirmeye devam ediyorsanız eğer istediğiniz yerde daha kolay emzirebilmek için bir emzirme önlüğü o çantanın içinde olursa hiç de fena olmaz. Diğer örtülerde bu işlevi belki görecektir ama sürekli bir düzeltme ihtiyacı bebeğinizin emme lüksünü de düşürür, unutmayın.

Parkta koşup terleme çağındaysa eğer terini emecek havlu gibi bir bez parçasını da çantanıza atın.

Aman suyunuzu yanınıza almayı unutmayın. Bunu da termosa koyarak yanınıza almanız daha iyi olur.

Biberonu, kullanıyorsa emziği bir de her zaman kurtarıcınız olan en sevdiği oyuncağı yine çantanızın için de olması gerekenlerden.

4 Nisan 2016 Pazartesi

Anne Bebek Dergisi 184/Nisan Sayısı Bayilerde

Bahara yakışan bir sayı ile yine raflardayııız... Ellerime sağlııııık :=)


13 Mart 2016 Pazar

Dergilerin hedef kitleleri ve duygusal bağ


Bir anne bebek dergisini diğer dergilerden ayıran en önemli özelliği duygusal boyutunun en uç noktada olmasıdır hiç şüphesiz. Araştırmayı, okumayı ve öğrenmeyi seven; bilinçli, farkındalığı yüksek kişiler anne olacağını öğrendikten sonra araştırmaları sonucu aldığı kitapların yanı sıra bir de kendine en yakın hissettiği bir dergiyi mutlaka takip ediyorlar. Bu takipte kritik iki nokta oluyor çoğu zaman: Konu içeriği ve yazı işlerinin okurlarıyla kurduğu bağ. Bunu yaklaşık sekiz yıldır bu sektörde Editör olarak görev yapan biri olarak çok rahatlıkla söyleyebilirim. Yani sizin konu içeriğiniz kadar anne adayıyla kurduğunuz bağ da çok önemli anne bebek sektöründe. Burada sizi, yazdıklarınızı, paylaştıklarınızı yakın arkadaşı gibi görüyor olmalı okurunuz. Tanıdık bir arkadaşıyla karşılaşmış gibi hissetmeli kendini. Öyle olmalı ki size mail attığında bile bir cevap alacağını biliyor olmalı.

Hamilelik sürecinde bu bahsettiğim bağı kurmayı başarmışsanız, doğum sonrasında da bebeğini sizinle büyütmeye devam edecektir anne ve hatta bunu sizinle de paylaşıyor olacaktır aralıklarla. İkinci bebeğinde bile yine sizinle anılar biriktirmek isteyecektir. Örneğin çalıştığım Anne Bebek Dergisi’nde her ay üç anne ya da anne adayımıza tam sayfa doğum ve hamilelik sonrası hikayelerini paylaşmaları ve bebeklerinin fotoğraflarını yayınlamak için sayfalar ayırıyoruz. Bu sayfalar kendilerini özel hissettirmekle birlikte evlerinin en değerli köşelerinde dergimizin saklanmasına ve kulaklarımızın her daim güzel çınlamasına da neden oluyor. Bu örnekler çoğaldıkça yani paylaşımlar arttıkça, okunma oranınızla birlikte takip edilme oranınız da artıyor. Bu da size yaptığınız işten olumlu/olumsuz dönüşler almanızı sağlıyor.

“İş hayatı dediğin profesyonellikten oluşur, duygusal bağ mı nasıl  yani?” demeyin hemen. Siz bu duygusal bağı okurlarınızla kuruyorsunuz, patronunuzla ya da çalışma arkadaşlarınızla değil. İş değiştirdiğiniz zaman yine aynı kişilerle yol alıyor olacaksınız belki de. Bu sebeple bu duygusal bağı korumaya bakın siz derim her zaman.

Aylık bir dergide çalışma gibi bir hayalinizin içinde kendi sektörünüzü anne bebek alanı olarak belirlediyseniz eğer iletişiminizin güçlü, kimseyi kırmadan yol alabilecek, herkese aynı mesafede olurken samimiyetinizi de bunun içine ekleyebilecek yapıda olmalısınız, çünkü derginizi alan anne veya anne adaylarınızın çoğu yazımın başında da belirttiğim gibi loğusalık ve sonrası sendromu az ya da çok yaşayan kişiler olacak. Bu da beraberinde anlayışlı olmayı getiren bir durum… Sabrınız yoksa sizleri başka bir alandaki kadın dergisine alalım lütfen.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Anne Bebek Dergisi 183/Mart Sayısı Bayilerde

Ellerime sağlık, yine içeriği dolu dolu bir sayı hazırladık... Anne, bebek, çocuk sağlığı, gelişimi, psikolojisi, beslenmesi hakkında her şey ve çok daha fazlası bayilerdeki yeni sayımızda.

19 Şubat 2016 Cuma

Tiyatro önerisi: Yatak Odası Diyalogları

Son üç sezondur bu oyunun peşindeyim, ben kovaladıkça oyun kaçtı desem yeridir. Sonra anladım ki bu oyunun kimyasından dolayı böyle olmuş meğer. Ama azmim sonucu dördüncü sezonda “Yatak Odası Diyalogları” oyununu Zorlu Center PSM’de yakalamayı başardım.

“EVLİLİK, GÜZEL BİR İLİŞKİYİ BİTİRMENİN EN KISA YOLUDUR”

Bu Anonim ile başlayan oyunun skeç geçişlerinde; düşündüren, güldüren evlilikle ilgili benzer cümleler okuyacaksınız.

Bilindik ve var olan durumları oynamak, ona hareket katmak, onun sıradanlığını bozmak zordur. Bu usta iki oyuncu öyle güzel olaya hakim olmuşlar ki sizi hemen kendi dünyalarına alıveriyorlar ve o roldeki kadın ya da adam yapmayı başarıyorlar. Böylece biraz kendinizi, biraz arkadaşınızın anlattıklarını, biraz da onları izliyor oluyorsunuz. Nasıl mı? E o da oyunun gizeminde…

“Karım ve ben yirmi yıl mutlu yaşadık. Tanışana kadar”- Rodney Dangerfield   

İç sesler, dış sesler, acabalar, gerçekler, oyunlar… Hepsi bu diyalogların içinde. Adından da çok net anlaşıldığı üzere oyun evli bir çiftin diyaloglarından oluşuyor. Hani hep duyarız ya evlilik sıradanlığı da beraberinde getirir, işte tam da bu durumdan yola çıkıyor karakterler.

Doğanın akış düzeni alışmak ve alıştığın düzende yaşamak üzerine kurulu ama nedense hiçbirimiz bunu kabul etmiyoruz ve bir şey olduktan sonra önceki şeyin değiştiğini düşünüyoruz hep. Değişmiyoruz, alışıyoruz, kabul ediyoruz aslında.

“Evli bir çiftin aynı konuda ‘evet’ dediği son yer nikah masasıdır” - Anonim

Oyun,  erkek ve kadın ilişkilerinin sıradanlaşmaya yaklaşımını anlatırken en dikkat çeken yerden vuruyor bizi ve en mahrem dediğimiz, aramızda konuşurken bile hala bazılarımızın sesini alçaltarak kurduğu cümleleri ayna misali önümüze seriyor. Erkek ve kadın evlendikten sonra ya da evlenmeye gerek yok erkek ve kadın evliliğe, cinselliğe, birlikte olmaya nasıl bakıyor onu anlatıyor.

Kadın her zaman ruhu okşansın istiyor, erkekler de bunca zaman sonra mı diyor?

Gelin, görün, oyunu izleyin ve birkez daha düşünün birlikteliğinizdeki monotonluğu.

Oyundan çıktıktan sonra eminim sizin de dilinize “Nerdesin Aşkım / Burdayım Aşkım…” şarkısı takılacak ve izlemeyi geldiğiniz arkadaşınızla birbirinize bakıp, şarkıyı söylerken caz mı yoksa arabesk versiyonu mu değip kahkahayı patlatacaksınız…

“Mutlu bir evlilik, iki affedicinin birlikteliğidir.” - Ruth Bell Graham
                     

Levent Ülgen ve Goncagül Sunar’ın başrolünde Melda Narin Güler ile Hasan Erdem’in oynadığı, Birol Güven’in aynı adlı kitabından uyarlanan oyunu 21 Şubat 16:30, 20 Mart 18:00 ve 27 Mart 16:30 Zorlu Center PSM’de izleyebilirsiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...