***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

...

20 Temmuz 2012 Cuma

Cemil İpekçi: “Yuhalanmakla alkışlanmak aynı şey demektir!”


Karşısındaki kişiyle konuşurken mutlaka göz teması kurması gerekenlerden biri Cemil İpekçi. Ben kendisinin, seçtiği yaşam biçimini; “Sana ne? Ben böyle çok mutluyum, elbetteki konuşacak cümleleriniz var, konuşun ama bunlar beni mutsuz etmez” ifadesindeki duruşunu çok beğeniyorum. Cinsel tercihi, seçimleri, yaşantısı beni ilgilendirir mi? Hayır. Yaptıkları, tasarımları, dobralığı benim dikkatimi çeken. Sorularımı cevaplarken -her cümleye inanarak, altına imzasını atarak cevaplaması da- yine beni etkileyen bir duruş oldu. Her Cuma akşamı Habertürk’te izlediğim kişiden bir başkası yoktu yanımda. Hani genelde ekranda, programlarda şıkır şıkır konuşanlar bazen böyle özel röportajlarda bir başka oluveriyorlar ya he işte öyle bir şey yoktu Cemil İpekçi’de. Kadının Allah’ı çağrıştırdığına inanan, alkışla yuhalanmayı aynı tutan, takılarından ayrılmayan, gözlerindeki sürmesiyle, yüzündeki bıyığı ile en büyük başkaldırışı gösteren, kendine inanan, başarmak diye bir şeyin olmadığını savunan, kendini seven, etrafla değil kendiyle mutlu olan biri o. Kısa ama içten olan bu söyleşi için Cemil İpekçi’ye teşekkür ederim. Sen hep tasarla olur mu?

Yaratma sürecini merak ederim her zaman. Defile, sergi sonuçtur peki öncesinde neler olur?
Bu soruyu çok soruyorlar, aslında ben hiçbir defileye hazırlanmam. Şu anda sponsorlarım olsun hemen yapabilirim bir defile. Ben tüccar olmak istemedim. Defile yapacak bir param yok, hiçbir zamanda böyle bir bütçem olmayacak. Şu an bir sponsorum gelse beynimde koleksiyonlarım hazır, ben beklemem, notlarımı alıyorum, hergün yeni bir şeyler dönüyor beynimde. Sonra sponsor çıkınca da içlerinden birini seçip yapıyorum.  Beni hayat etkiliyor. Örneğin bugün Malta köşkündeyiz, biraz eskiyi yaşadım, beni etkilememesi mümkün mü? Tarihi de çok seviyorum. Sabah giyinirken 18. yy’a ait hakiki ipek bluzumu dolabımdan alıp giydim. Bu dokuyu okşarken onu da okşuyayım diye giydim mesela üzerimde gördüğünüzü. Boynumdaki Berat’ı her zaman takmam mesela. Bugün takmak istedim saraya geliyorum diye. Yani sonuç olarak; bir yaratma süreci yoktur bence. Sanatçı olmak demek her saniye bir şeyleri beyninizde düşünmektir zaten. Biz yaratmıyoruz, uygulayıcıyız. Çünkü yaradan yaratmış zaten. Biz çevremizden etkilenip, etraftan birşeyler çıkartanız sadece.

Kendime hiçbir ad takmıyorum…
Ben kendimi keşfetmedim, insanlar beni 4 yaşımda keşfetmiş. İlk kanaviçe yapıyorken annem keşfetmiş.  -ki annemde çok güzel yapardı, ona baka baka başlamışım.-  5 yaşımda da bir palto yaptığımda fark etmişler esasen. Ben hala kendimi keşfetmiş değilim ve hala da kendime hiçbir ad takmıyorum. Bazen sizlerin sevgisi beni şaşırtıyor. Ne yaptımki ben bu kadar seviliyorum diye düşünüyorum.

Neler yapıyorsunuz bu aralar?
Tv programı devam ediyor. Kışa değerlendirdiğim tekliflerim var. Ekim ayında ilk kitabım çıkacak. Şu anda ağustos eylül sonunda tek kişilik oyunumun senaryosu üzerine çalışıyorum. Bu kış olmazsa tek kişilik oyunumla karşınızda olacağım inşallah.

Kitabınızda neler olacak?
İçinde hikayeler, yaşanmışlıklar var. Biyografi kitabımdan, 4 ay sonra çıkacak. Tek kitaba sığdıramadığımdan tüm yaşanmışlıklarımı 4 kitaba sığdırabildim ancak. Beni etkileyenleri yazdım, her bir aşkıma isim taktım ve yazdım. Dedikodu kitabı değil, hayatta yaşadıklarım yer alacak. Yuhalanmalarım, alkışlanmalarım, baş kaldırışlarım, ayağıma konan muz kabuklarım, bu kabukları nasıl keşfettiğim ve hayatta yürümeyi nasıl öğrendiğim…

Başkaldırışınız…
En büyük başkaldırışım, yukarıda sürmesi, aşağıda bıyığı olan biri olmam. Bundan büyük baş kaldırış olur mu hiç?

Sizi takısız düşünmek, çırılçıplak görmek gibi bir şey desem…
Çok doğru! Takılarımın her birinin anlamı var. Yaşamımda en düşkün olduğum giysilerden biridir takı. Hayatımda kendimi takısız hiç görmedim. Sürekli onları değiştiririm, onlarla uyurum hep vardır takılarım.  Artık takı ile elbise birleşti. Ben yıllardan beri çoğu elbisemin askılarını bile bijuteri kullanıyorum. Yurt dışına gittiğimde aksesurlar topluyor, buraya getirip tasarlıyordum. Şimdi artık burada da aksesuarların giysi ile buluştuğunu görüyoruz. Hatta bu yaz belirli koleksiyonlarınn içinde mayo ve bikinilerde bujuterinin olduğunu gördüm. Ben 15 yıl öncesinde yaptığım koleksiyonda zaten bir sürü bijuteri kullanmıştım.

“Başarı” kelimesini tanımlamanızı istesem sizden…
İyiliğin ve gidişin sonu yoktur. Başarı diye bir şeyi kabul etmem. Başarı encak evrenin sonu bulunduğunda bulunur.
Birçok şeyi yapmış biri olarak, yapmak istedikleriniz, hayalleriniz var mı?
Bale yapmak isterdim yaşım artık geçti, güzel bir osmanlı filminin sanat danışmanı olmak hayallerimden biri –ki bu olabilir- Resim sergisi açmak istiyorum, şarkı söylemek istiyorum. Hayallerimin sonu yok. Hayatımda sabah ne isteyerek uyanmışsam onu yaptım, bu yüzden gönlümden ne geçiyorsa onu yapacağım tüm yaşantım boyunca.

Son olarak herkes tatilde, Bodrum’da güneşin tadını çıkarıyor siz burdasınız…
Tatil yapamıyorum ben. Geçmiş yıllardan bir olayı paylaşyım sizinle: İlk gün havuzda, mutlu gibiydim. İkinci gün yandaki hanımın mayosu bollaşmış, takıldı gözüme. Kendime tatildesin Cemil deyip dursam da söylemeden edemedim. “Hanımefendi mayonuz bollaşmış, ben hemen provasını yapayım da yandaki terzide düzelttirelim.”dedim. Bu da yaklaşık 4-5 saatimi alınca, anladımki ben tatil yapamıyorum. Benim iş hayatım, yaşam biçimim. Tatil çalışanlar için, ben çalışmıyorum. Siz beni çalışıyor olarak görüyorsunuz ama benim yaşam biçimim bu.

Tasarım: Bora Börü

16 Temmuz 2012 Pazartesi

"Cornetto'nun reklam yıldızı olur musun?" dediler, olduk!

Çoooook keyifli bir andı. Alttaki videoyu tıklayınız efendim :=)

Efes Pilsen One Love 11'de neler olmuş öyle?


Hafta sonu yapılabilecek en güzel aktivitelerinden biri Efes Pilsen’in sponsorluğunda gerçekleşen One Love Festivali’ydi. Festival tam anlamıyla benim için mükemmel geçti, detayları yazacağım ama öncesindeki birkaç tatsızlıktan bahsetmek istiyorum. 

Santralistanbul’un yakınlarında “Eyüp’ü içki ile kirletmeyin” ifadelerini içeren pankartlar yazılıydı. Hiç dikkate almadığım, öylesine açıldığını düşündüğüm bu pankartlar festivalin başlamasına son yarım saat kala aslında ne kadar organize olduklarını ve dikkate alınmaları gerektiğini One Love Festival Yönetimi’den gelen mail ile zafer kazandılar. Mailde aynen şöyle yazıyordu: “Yazılı anlaşmalarımız olmasına ve mevzuatlara uygun olmasına rağmen, işletme sahiplerinin ruhsatlarını kullandırmaması nedeniyle, etkinliğimiz süresince alkollü ürün satışı yapılamayacaktir. Tarafımıza çok kısa süre önce bildirilen bu durum nedeniyle tüm müzikseverlerden özür dileriz.”

Önce Efes Pilsen One Love 11, One Love Festivali adını alıyor, ardından da sponsor firma ürününü satamıyor. Bu durum sosyal medyada hemen çeşitli yorumlara sebep oldu, kimi biletini iptal etmek istedi, kimi alkolsüz eğlence olmaz dedi, kimi bu saçmalalık dedi, kimi oraya gelir inadına içer, giderim dedi ki bu çoğunluk bir gruptu çünkü insanlar yanlarında getirdikleri biralarını dışarıda bitirdikten sonra alana girdiler. He bir de birada karaborsadaydı :=)

Yorum ortada. Tek sorum şu: Türkiye, yolculuk nereye?

Geçiyorum günün aktivitelerine…
Gidemeyenler, evde kalanlar, son anda vazgeçenler, hiç gelmeyi düşünmeyenler, aksiliklere takılıp gelemeyenler buyrun efendim sizleredir bu yazı.

Festivalleri severim bilirsiniz, bu yüzden alana girer girmez kendini kaybetme moduna girdim. Hemen kendime gelip standları tek tek dolaşmaya başladım. Her bir stantda farklı, keyifli etkinlikler vardı.

Cornetto’nun reklam yıldızı oldum!
Evet evet doğru okudunuz. Çekim olurda ben denemez miyim hiç? Denedim elbette, oyunculuğumun iyi olmasından dolayı değil sadece bunu da demiş olmaktan dolayı denedim şansımı hemen ve keyifli bi beş dakika geçirdim. Yönetmen size sufle veriyor, sizde ona uyarak içinizden geldiği gibi oynuyorsunuz, sonra reklam filminiz montajlanıyor ve görmek için ertesi günü merakla bekliyorsunuz ki ben de bir sonraki postumda bu videoyu sizlerle büyük bir mutluluk ve keyifle payalşıyor olacağım. O zaman daha fazla detaylandırırım hiç merak etmeyin. Süper fotoğraflar, muhteşem bir oyunculuk sergiledik arkadaşımla. :=)

Aman Allah’ım LG’de beni Karaoke’nin assolisti yaptı!
En çok keyif aldığım anlardan biri de LG stantıydı. Mavi ve kırmızı bonus kafa peruğum, sarı ve siyah gözlüğüm, elimde mikrofonum ve Duman’dan “İçerim Ben Burada Bu Akşam” şarkısı ve elbetteki benim o muhteşem sesim. Gülmeyiniz hemen ama lütfen, fena söylemedim. Bunun da videosu bir sonraki postumda olacak. Sonsuz özgüvenli biri olarak onu da paylaşacağım sizlerle. Ses yok elbetteki ama izlerken kahkahalara boğulacakasınız. E önemli olanda bu, gülelim eğleneli a dostlar.

Tam on ikiden vuramasamda…
Kabul ediyorum tam on ikiden vuramadım şu dartın başında ve hatta ilk atışımda hepsi alakasız yerlere gitti, ben bir beceriksizlik showu yaptım amaaa sonra kırmızı noktanın etrafına hep attım oklarımı, her şeyi deneyin diyorum ya hep, buyrun efendim ay ben atamamki demeyin, ilk atışlarınızdan morelinizi bozmayın, ikinci olmaz üçüncü olur oda olmazsa dördüncü olur. Deneyin, hayat gibi dartta, deneyerek görmeye değer her şeyi. Yine bir Aslıhan klasiği araya bilmiş laflar sokmasam olmaz, çatlarım.

Limon Ağacı’ndan limonlar topladım...
Sarı gözlüğümü gözüme taktım ve görmeden elime gelen tüm limonları toplayıp, kovama attım ama bunda da başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim, çünkü ben 24 tane topladım birinci 34. Ama zamanla yarışma fikrinden eğlendim.

Tüm yaptıklarımı uzun uzun anlatmak isterdim ama özet geçeyim en iyisi yoksa bitmez bu yazı.

Efes Bira Fıçısı’nın üzerine oturuyorsunuz ve kendinizi sağa-sola, öne-arkaya hareket ettirerek Efes kapaklarını toplamaya çalışıyorsunu. Keyifli bir tekinlikti kusur kalmadım.

Trambolinde zıplamayı o yorgunluğun üzerine göze alamadım ama zıplayanlar halinden çoook memnun gözüküyordu.

Pegasus’un standında sörf bile yaptım. Her ne kadar üzerinde sadece beş saniyecik kalmayı başarsamda o beş saniye fenaydı diyebilirim.

Teknosa’da etkinlikler vardı ama biz Jenga oynamayı tercih ettik. Stres ya bu jenga ha düştü ha düşecek, heyecan yaptık biraz.

Biraz geç kaldık yarışmak için ama içimde kalmasın diye “140 Pınar Tiwit-Er Meydanı” etkinliğine de katıldık. Verilen 4-5 kelimeden en hızlı, kısa ve de anlamlı cümleyi kuran kazanıyordu. Evet tam benlikti, kaçırmasaydım hediyeler benimdi kesin.

Langırtsız olur mu hiç? Üstün bir başarı göstererek açık ara fark ile kazandım arkadaşımı. Fark ettimki ben bu langırt oyununu seviyormuşum bayağı be. Denemeyenler, zevk almayacağını düşünenler bir kez oynayın bence.

Daha birçok etkinlik vardı ama benim gücüm bu kadarına yetti. Son olarak Ateş Show’unu izledim ve ardından da Radyo Babylon Dj’lerinin şarkılarını dinlemek için Miller Silent Disco alanına geçtim. Bu etkinlikte alandaki herkes kulaklığını takıyor ve deli gibi eğleniyor. Dışarıda ses olmayınca, kulaklığınızı çıkarıp etrafınıza baktığınızda çok komik bir görüntü ortaya çıkıyor. Fazlasıyla eğlenceliydi benim için.

Şimdi One Love Festivali’de çıkan sanatçılardan hiç bahsetmedin diyeceksiniz ama ben bilmez o grupları, kişiler, cahilliğimi affedin, tarzım değilde o müzikler, ondan bilmem sahnede kim vardı, ne söyledi. Şimdi diyeceksinizki neden gittim? Festivalleri sevdiğimden, eğlenceli bulduğumdan diyeceğim size. Bir de daha önceki One Love Festival’lerinden hiç birine katılmamıştım, bu kadar çok konuşulan etkinliği bende görmeliyim ve -mış, -miş eklerini atmalıyım diye cümlelerimin sonundan, gittim.

Gördüğünüz fotoğraflarımı çeken Sinan’a teşekkürler :=)

Teşekkür etmesem olmaz!

Not:
Pozitif Live organizasyonuyla, Santralistanbul’da, Efes Pilsen sponsorluğunda  gerçekleştirilen One Love Festivali anlayacağınız gidilesi ve kaçırdığınızda üzülesi bir etkinlik olarak onbirincisini tamamladı, tüm baltalamalara rağmen.

13 Temmuz 2012 Cuma

Fox Tv kırdın beni!


P.tsi akşamı, televizyonda izlemeye değer bir program aradığım, kanal kanal dolaştığım bir anda FOX TV’deki KAMUFLAJ yarışması dikkatimi çekince izlemek istedim. Çok keyifli ve de eğlenceli olunca program, sonuna kadar merakla ve ilgi ile seyrettim yarışmayı. Hafta içi her akşam yayınlanacağını gördüğümde de; “iyi bari izlenebilecek bir şey ekrana koymuşlar diye de geçirdim içimden.

Yarışma, yarı bilgi yarışması niteliğinde, yarı diyorum çünkü hızlı düşünme ve o an konsantre olma olayı. Dağınık olarak sunulan harflerden, verilen ipucuna göre o darmadağınık harflerin içinden doğru kelimeyi bulmaya çalışıyorsunuz. Dedimya biraz göz olayı aslında, bak, gör ve söyle durumu yani. Kelimelerle de aram fena olmayınca bu zamana kadar aklımdan geçirmediğim bir düşünceyi geçirdim ve “Acaba form doldursam mı?” diye sordum kendime, iç sesim “neden olmasın” deyince programın yayınladığı ilk akşam formu doldurdum, ertesi gün ön görüşmeye gittim ve bir gün arayla da yarışmaya davet edildim. Buraya kadar her şey keyifli, eğlenceli ve de güzel ama…

Ama ile biten bir kelimenin ardından takdir edersinizki olumlu bir cümle gelmez ki ben de biraz olumsuzluklarla devam edeceğim cümlelerime her ne kadar sonu tatlıya bağlanmış olsada.

Ön görüşmenin ardından, direk yarışmacı olarak çağrıldığım yerde, biraz bekledikten sonra hali hazırda orada bulunan grupla değilde bir sonraki grupla yarışacağım söylendi ki o da başka bir akşam yine FOX TV Stüdyoları’na gitmem demekti. Şaşırdım, şaşkınlıkla bir açıklama bekledim. “Kesin” olarak kurulan bir cümlenin sonunda başka bir zaman dilimine kaydırılıyor olmak hiç de hoşuma gitmedi çünkü. Gelen açıklama beni çok fazla tatmin etmedi açıkçası. Yarışacak olan üç kişinin profili belliy(miş) ve benim de mesleğimden dolayı harflerle haliyle kelimelerle da aram onlara göre daha iyiy(miş) ve bu yüzden de arada fark açılsın istemediklerinden, birbirine daha yakın dört kişiyi gruplamışlar. Sormadan edemedim bende. “E peki madem öyle beni buraya çağırırken neden bu seviye düzeyi hesabı yapılmadı?” Fazla kişi çağırılıyor(muş)da, işte bu yüzden de hakkım bakiymiş önümüzdeki haftalarda tekrar çağırılacak(mışım)… İyi de hevesim kaçtıktan sonra çağrılıyor olmam ya da kesin olarak kurulan cümlenin ardından, yarışmadan evime dönüyor olmam, iç sesime kulak vermeme sebep oldu ve… Bilemedim şimdi, sanırım ilk adımımın ikincisi olmayacak. Hani derler ya kırk yılın başında bir şey yaptım o da olmadı diye. Aynı hesap işte buda.

Neyse sonra uzun uzun konuştuk işi tatlıya bağladık ama… Ama işte yani…

Son olarak kırk yıl hatrı kalsın diye programın Yapımcı’sı, Yönetmen’i ve Stajyer’i ile birer kahve içtik ve onlar çekime ben de evime döndüm…

Aaa bu arada programın sunucusu olan Uraz Kaygılaroğlu ile samimi, keyifli bir röportaj gerçekleştirdim tüm tatsızlıklar olmadan önce, bir sonraki postumda onu paylaşıyor olacağım. Bakalım bu yakışıklı yetenek ile neler konuştuk?

Arta kalanlar;
*İlk kez bir yarışma programına başvurmuştum.
*Kanal’a girdiğimde birkez daha aklımdan ekranda olma düşüncesi geçti.
*Artık bir çocuk programı, aktüel-yaşam programı, ajanda programı ya da yemek programı sunarak taçlandırmalıyım dedim 4,5 yıldır yaptığım Editör'lük mesleğimi.
*Her olumsuzluktan çıkardığım bir de dersim oldu, üzüldüm ama zamanlaması iyi dedim.
*Zeynep Hanım, Sinan Bey, Mehmet Can ve Uraz Bey tanıştığıma memnun oldum sizlerle.

^^ Hayatında “-mış,-miş” eklerini kullanmayı sevmeyen ben, gittim, gördüm ve diyorumki; siz bu tarz yarışmalara giderken yine ısrarla teyitleşin…^^

Ekibe sevgiler...


10 Temmuz 2012 Salı

LCWORLD Dergisi * Çocuklar, kıyafetler, renkler, burçlar...

Çocuklar eğlenceli ve de renkli kişiliklerdir her zaman. Büyümüşte, küçülmüş modelleri son derece keyifli gözükse de bazen "Aman tanrım!" dedirtebilmekte insana ama bu küçük prens ve prensesleri giydirmek her zaman zevkli ve de eğlenceli olmakta.



6 Temmuz 2012 Cuma

Yazın rengi: Beyaz

Evinizi beyaza boyamayı düşündüğünüzde ve bunu eşinizle dostunuzla paylaştığınızda aldığınız cevap: "Ama çabuk kirlenir, başka renkleri tercih et, sadece duvarını beyaza boya..." oluyor değil mi? Kısmen de  olsa haklı olabilirler ama beyaz renk temizliğin ve saflığın en güzel temsilcisidir. Üstelik soğukkanlı ve uzlaşmacı kişiler tarafından da çok tercih edilen bir renk.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...