Hadi bir hayal alemine dalalım. Sonra da hızlıca uyanalım bu düşten, çünkü eğer dalarsan içine, açık deniz gibi kaybolur gidersin. Ne gören olur ne de duyan. Çığlıkların seni sessizleştirir ve susar, yok olur gidersin. Bu yüzden kısa bir gidiş-geliş olsun bu…
“ Hoş‘gel’din ” dememi mi bekliyorsun. Peki ama neden? Ben sana hiç “ Hoşça‘kal’ ” demedim ki gönderemedim ki seni. Şimdi tüm haksızlıklarına rağmen yine benden bir şeyler istiyorsun, üstelik demediğim bir şeyi demiş gibi yapmamı isteyerek. Haksızlık bu! Gerçekten haksızlık!
Ben hiçbir zaman “yeniden” demedim ki sana. “Yeni ama kaldığımız yerden paylaşalım” dedim. Hadi bakalım bir cevap hakkı doğdu sana, nasıl cevap vereceksin? Dur ben sıralayayım;
- Susarak,
- Sen gerçekten duygularını güzel ifade ediyorsun diyerek,
- Teşekkür ederim diyerek,
- Bu sevgi fazla bana diyerek,
- Anlamadığın şeyler var diyerek,
- Olmaz, olamaz diyerek,
- Bahanelerle kurulmuş cümlelerinle daha bir sürü şey söyleyerek...
Yanılmayı hiç bu kadar istememiştim…
Peki ya sonra?
(-ki sen)







