***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

...

6 Aralık 2011 Salı

Petra toplantısından notlarım

Evet evet sizlere güzel haberlerim var. 21-23 Ekim tarihlerinde Rixos Downtown Antalya Hotel’deki Petra’nın en çok satış yapanlarını ödüllendirdiği ve yeni ürünlerini tanıttığı toplantıya davetliydim. Müjdem var dedim çünkü, Türkiye’de doğrudan satış sektörünün ilk ve en önemli temsilcilerinden olan Petra; hepinize iş fırsatı imkanı sunuyor. Üstelik yapmanız gereken çok basit siteye girip formu doldurmak ve çok küçük tutardaki parayı yatırmak. Sonrasında ise yaptığınız satışlarla sizde birinciliğe ulaşırsanız bir sonraki ödül töreni ve eğlence gecesinde birlikte olabiliriz.


29 Kasım 2011 Salı

Anne Bebek Dergisi / Aralık 2011

Nil ile Çam ağacımızı süsledik
Bu ay Canan-Tuğrul Yılmaz çiftinin şirin kızları ve Ömer’in biricik kardeşi olan Nil ile stüdyomuzdaydık. Nil ile çekim yapmak çok keyifliydi çünkü güler yüzü ile bize hemen harika pozlar verdi. Durum böyle olunca da size yine güzel ve de keyifli bir yılbaşı kapağı sunmak çok kolay oldu. Tuğrul ailesine yeni yılda sağlıklı, mutlu günler diliyoruz.


28 Kasım 2011 Pazartesi

Astrolog Nuray Sayarı söyleşisinden

Her cümlesine önce kendini sev diye başlayan başarılı Astrolog Nuray Sayarı ile Ocak 2012’de bizleri nelerin beklediğini öğrenmek için ofisinde buluştuk.
Algıları sezgileri güçlü bir kişinin karşısına oturduğunuzda biraz tedirgin olabiliyorsunuz, çünkü o sizin aklınızdan geçeni kolaylıkla anlayabiliyor. Durum böyle olunca da sorunuzun cevabını alırken aklınıza takılan yerlerine de cevap bulabiliyor ve sürekli sorular sorma gereğinde bulunmuyorsunuz. “Bu da doğru” diyerek onaylıyorsunuz her söylediğini.

Anlayacağınızı önce odasının atmosferi ve sonrasında da anlattıkları sizi büyülüyor. Bunlardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. 40 rakamının hayatımızdaki yerini biliyor musunuz? İşte Nuray Hanım’dan 40 gün hikayesi:

“Bir boyuttan diğerine geçeriz ve Tanrı’nın semasından ayrılırız. Bilmediğimiz bir boyuttur bu, dünyanın en harika meleğinin ellerine doğsakta. O melek bizim annemiz olsada. Biz ruh olarak Tanrı’nın ışığında gölgeleniriz. O ışıkla güven içinde oluruz. Sonra Tanrı bize bir göz verir. Doğum vakti başlar, çok korkarız. Nereye gideceğiz, ne yapacağız diye. Önce bir can atarız farklı bir boyutta olmak için. Sonra derki; korkma, sana iki tane melek vereceğim ve seni kırk gün boyunca oyalayacak. Seni o boyuta alıştıracak. Bir boyuttan ayrılıp, bu boyuta geliriz. Anne rahminden dünyaya geliriz. Mevlana’nın dediği gibi “Karanlıkta ışığı görünce ağlarız.” O ışık bu boyuttur. Ama o kırk gün bebek hep gülümser, işte o kırk gün Tanrı’nın görevlendirdiği meleklerle oyalanır ve alışır. Kırk gün sonra anne ile bağlantısı başlar ve çevre ile iletişim kurmaya çalışır. Büyür ve bazen belki de çok az bir zamanda görevini tamamlar. Bebekken de ölebilir, onunda imtihanı anne-babaya evlat acısını vermektir. Burada da insanların bu acıyı kabul etmesi gerekmekte ki bir daha o acı ile imtihana geçmesinler. Her şeyi kabul etmeliyiz. Vakit geliyor, bir gün ölüyoruz ve bu seferde kırk gün arkamızdan okunuyor. Böyle bir bağlantı vardır kırk rakamı ile hayatımızın. Hep ne deriz; kırkı çıktı, kırkına girdi. Dolayısıyla sıfırın ve dördün hayatımızda çok büyük bir anlamı vardır. Çünkü biz sıfırla doğarız. Uzak doğuda kırk uğursuzluk olarak bilinir, dörtte. Amerika’da on üçtür, toplamı da dörttür. Kırk yaşına kadar iyi yaşarsınız, kırk yaşından sonra yükseleninizle hayatınızı sürdürürsünüz.”

İki saat süren söyleşimiz sırasında anneliğinden, evliliğinden, 2012 yorumlarından, gün ve sayı yorumlarında, kuantuma kadar birçok şeyi konuştuk. Tüm detaylar Anne Bebek Dergisi Aralık sayısında.

24 Kasım 2011 Perşembe

Hatırladığım öğretmenlerime...

İlk yazı defterimi saklamış annem. Arada bakar; “ben nelerde becermişim, ne güzelde çizmişim çizgileri, yazmışım harfleri” derim. Sonra da bana bunları öğreten öğretmenimin kulaklarını çınlatırım sevgiyle hatırlayarak.


Eğitim-öğretim hayatım boyunca benimde oldu elbette sevmediğim öğretmenlerim ama hepsinden bir şeyler alabilmeyi başardım hep.

Sevmediklerim kötü olduklarından değil, çocukluk dönemime fazla gelen disiplinli hareketlerinden oldu kimi zaman. Kimi zaman da bizi hiç anlamadığını düşündüğümden... Sevdiklerim ise hep bilgiyi; en doğru ve en iyi şekilde, en alabileceğimiz haliyle sunan öğretmenlerim oldu.


Tüm öğretmenler çok değerli ama ben hayatımda yeri olan ve hala görüşmeyi başarabildiğim tüm öğretmenlerimin gününü kutluyorum…


Benden arta kalan bir not:
Üniversiteye gittiğinizde hani klasiktir ya senden küçük olan çocuklara yardım edersin derslerinde. Ben de komşu oğluyla her akşam ders yapardım o zamanlarda. Üstelik onun için “öğretmen” sıfatını almıştım farkında olmadan. Farkına ise; bana kendi harçlığı ile kimseye hiçbir şey söylemeden aldığı sarı bir çiçek ile vardım. Üzerinde; “Öğretmenler Günün kutlu olsun Aslıhan abla” yazıyordu. Hayatımda alabileceğim en anlamlı ve özel çiçeklerden biri oldu yaşadığım ana eşlik eden o sarı çiçekler

21 Kasım 2011 Pazartesi

Özge Özberk: “Baba olacağına inandığınız erkeği bulduğunuzda anne olun!”

Çocukluğunda evcil hayvanlara olan merakından dolayı Veteriner olmaya karar veren ama Veterinerlik Fakültesine gittikten ve hasta hayvanlara yapılan müdahaleleri gördükten sonra fikrinden vazgeçen, öylesine bir ajansa yazılıp, sonrasında da başarılı işlerle karşımıza çıkan, şansın ve başarının aynı anda sizi bulması gerektiğini düşünen, yaptığınız işin eğitimini almanızın önemli olduğunu vurgulayan; ekranın en şirin, en güzel annesi olan Özge Özberk ile yeni tiyatro oyunu; “Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun”un provaları sonrasında Apera Cafe’de buluştuk. İşinden bahsederken mutlulukla cümlelerini kuran Özge Hanım, söz oğlu Leo’ya gelince tarif edilemez bir hala bürünerek anlattı sevgisini. Soğuk İstanbul gününde, sıcacık sohbeti için kendisine teşekkür ediyoruz. 

17 Kasım 2011 Perşembe

Korunma yöntemleriniz sizi ne kadar koruyor?

Klinik Direktörü Op. Dr. Serhat Partalcı, çiftlerin hamilelikten korunma yöntemlerini evliliklerinin ilk yıllarında uygulamaya çalıştıklarını, modern ve geleneksel korunma yöntemlerini bilmediklerini, kulaktan dolma bilgileri kullandıklarını belirtiyor. Modern korunmanın ilk şartlarının “korunma yöntemine kadın ve erkeğin birlikte karar vermesi, kabul etmesi ve uygulaması” olduğunun da altını çiziyor.
Partalcı; Her 100 kişiden 40’ının herhangi bir yöntem kullanmayıp korunmadığını, 30’unun ise hamilelik oluşturma risk oranı %15 ile %20 arasında olan geleneksel yöntemleri tercih ettiğini belirtiyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...