***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

***

...

13 Ekim 2011 Perşembe

“Tiyatro yüksek bir sanat!”

Oyununun başlamasına yaklaşık iki saat kala buluştuk Barış Çakmak ile. Gayet net ve sakin bir ifadesi vardı. Sanki oyunu o değil de başka biri oynayacak gibi. Buda eğitimli olmanın ve işinin hakkını verdiğine inanıyor olmanın insana sağladığı bir duruş olsa gerek diye düşünüyorum. Şimdilerde yeni bir dizi için çalışmalara başlamış, ekim ayında onu yine televizyonda izleyeceğiz ama öncesinde 11 Eylül olaylarını konu olan “Korku İmparatorluğu” oyunu var.
“Tiyatroda oynayan insanların televizyonda tanınmış olmaları beni rahatsız etmiyor, yeter ki oyuncu olsunlar.”

Duruşunuz net ve bir o kadar da sert gözüküyor. Bendeki ilk izlenim bu oldu. Sizden kendinizi tanımlamanızı istesem…
Çok netimdir. Hayatım boyunca hep net oldum. Ortaokulda ne müzik dinliyorsam hala onu dinliyorum. Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlemem. Beğenim vardır ve onu dinlerim mesela.
Berbat dünyada duyarlı olmaya, inandığı şeyleri yapmaya çalışan, insanları seven, ayrımcılıktan tiksinen biri olarak tanımlayabilirim kendimi.
Sahne; işyerim.
İstanbul; acayip bir yer.
Hayat; ölmeden önceki süreç.
Televizyon; beyaz cam. Hayatı yaşamaktansa ona boş boş bakmamızı sağlayan bir obje.

Kendinizi ifade ettiniz ama aslında sizi tanımak isteyenler internet sitenizden de takip ederek hakkınızda birçok şeyi öğrenebilir…
Evet! Uzun Hikaye kendi dili olan bir site. Yaklaşık bir senedir uğraşıyorum. O benim kendi yayınım gibi.  Hem yazılarım, hem kendi tasarladıklarım, hem resimlerim, hem aklımdan geçenler, hem yazılarım yani tek başına bir dergi çıkarıyor gibi bir durumum var altı bin beş yüze yakın bir takipçim var. İki-üç gün bir şeyler post etmezsem mesajlar yağmaya başlıyor. Ben çok keyif alıyorum. Burada güzel olan yorum yapamıyor olmanız. Keyfimin istediği gibi yazıyorum.



Madem oyun öncesi buluştuk sondan başlayalım. Oyun öncesi nasıl geçer, neler yaparsınız? Nasıl hazırlanırsınız?
Ne oynadığınıza bağlı aslında. Mesela şuan oynadığım oyunda çılgınca işkence gören ve kırk sekiz saat uyumayan birini oynadığım için her şekilde oyunda olabilirim. Gözlerim morarabilir, uykusuz olabilirim. Oyununa göre değişir açıkçası. Sonuçta ben konservatuardan gelmeyim. Mesela şuan birlikte röportajımızı yapıyoruz, ardından oyuna gireceğim sonrasında çekim için bir yerlere geçeceğim. O kadarda dikkat etmiyoruz yani. Özellikle dizi sektörü o kadar da düzenli olmadığından dikkat etme lüksünüz olmuyor.  

Heyecan oluyor mu peki?
Oyuna kimin geldiğine bağlı yaşadığım heyecan. Ben öyle çok heyecanlanan biri değilim. Sahneye çıkmadan önce zaten nerede ne yapacağını bilen bir oyuncuyum. Öyle çok muallakta olmam. Bu yüzden heyecanım pozitif bir heyecan olur. “Bir şeyler ters gidecek”ten çok “harika bir oyun olacak ve bunu umarım karşı tarafa da geçirebilirim” diye düşünürüm.

Konusunu bir de sizden dinleyelim mi?
Bundan on sene önce hepimiz televizyonlarda ikiz kulelerin yıkıldığını gördük. Biliyorduk ki sonrasında dünya artık eski gibi olmayacaktı. O esnada çok büyük bir şey oluyordu ve biz bunu televizyonlarımızdan izliyorduk. Ardından Amerika Afganistan’a girdi Ladin’i bulmak için sonrasında Irak’a girildi. Ardından da oraya demokrasi götürmek için savaş açtığını söyledi ve on senedir süren bir savaş başladı. Neden olduğu anlaşılamayan, amacının ne olduğu bilinmeyen bir savaş… Bu oyunda Irak’lılardan birini oynuyorum. Sorgu odasında kırk sekiz saattir aç ve susuz biri. Amerikan askeri evine dönmek istiyor, diğerleri de mahvolmuş hayatlarını toparlamaya çalışıyorlar ama artık geri dönüşsüz bir süreç başlıyor aslında.

Bu oyun ile yani “Korku İmparatorluğu”ile buluşmanız nasıl oldu?
Bu sezon tiyatro yapmak istiyordum. Televizyon kariyerim daha çok olmuş olsa da ben kendimi tiyatro oyuncusu olarak tanımladım hep. Son üç yıldır oynamayınca da bir yerlerden birileri duymuş olacakki isteğimi üç ayrı oyun sunuldu önüme ve ben de bu oyunu tercih ettim. Tiyatro Myth ile çalışmaya başladım.

Çeşitli tiyatro izleyicisi var bana göre. Ben canlı performansa duyduğum saygıdan dolayı gelirim mesela. Ama bir de öyle bir kesim var ki. Şu oyuna gidelim dediğinizde size tanıdık kim oynuyor sorusunu yöneltiyor. Tanıdıktan kasıtta dizilerde gördüğümüz yüz, iyi ya da kötü oyuncu olarak sormuyor. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?
Bu dünyanın her yerinde olan bir şey. Seyirciyi çekmek için kullanılan yöntemlerden biri. Bunu rahatsız edici bulmuyorum. Yani tiyatroda oynayan insanların televizyon tanınmış olmaları beni rahatsız etmiyor, yeter ki oyuncu olsunlar. Sırf televizyondan tanındıkları için tiyatroya insert edilmeleri beni rahatsız ediyor. Bu zaten çok da işe yaramıyor baktığınızda aslında. Tiyatro gerçekten herkesin yapabileceği bir şey değil.

İyi bir senaryo pişmemiş bir oyuncuyu ya da aslında oyuncu olmayan yakışıklı beylerimizi ya da güzel bayanlarımızı iyi bir oyuncu yapar mı?
Televizyonda yapar. Dublaj diye bir şey var. Onlar fena oynarken benim gibi tiyatrocu arkadaşlarım onların üzerine konuşuyorlar. Sahneye çıkan insanın güzel olması gerekiyor, bu bir şart ama sırf güzel diye de oyuncu olunmaz.

Şimdi herkes; oyuncu, sunucu, yapımcı, haberci yani sonu “-cı ve -ci” ile biten her şeyi herkes yapıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu duruma?
O kadar revaçta oldu ki mesleğim nefret ediyorum. İlkokuldan beri ben bu mesleği isterdim, herkes aç kalırsın derdi. Şimdi ise çok gündemde…
Sizin serüveniniz nasıl başladı?
Çok klişe bir hikayem var aslında. İlkokul üçüncü sınıftayken oyuncu olmaya karar verdim. Evde ansiklopedim vardı. İçinde de Macbet’in, Venedik Taciri’nin ve Hamlet’in kısa kısa sadeleştirilmiş yazıları bulunuyordu. Ben de Venedik Taciri’ni okudum ve oyunlaştırdım. O günden sonra başka bir arzum olmadı.

Sizce kırılma noktanız hangi dizi oldu?
Okuluma yapımcılar gelirdi. Ben de zamanında yakışıklı çocuktum. İşler için rahatsız ederlerdi beni ama ben idealist tiyatrocu olduğumdan hep reddettim çünkü okurken televizyon işi yapmak oyunculuğunuzu etkileyebilir. Son sınıfa geldiğimde ise ailemin verdiği para yetmemeye başlayınca peki dedim bir projeye –ki o da TRT’deki Kuzen’lerim dizisiydi- sonrası çorap söküğü gibi geldi. Kırılma noktam için “Zerda” dizisini diyebiliriz ama.

İlk sahne heyecanı…
Okuduğum kolejin lise grubu tiyatro oyunu çıkardığı zamanda ben de ortaokuldaydım. Üstün yeteneklerimden dolayı beni alıp, başrole geçirdiler. Burada bile nettim mesela. Sahneye çıkıyor olma duygusu çok güzel. “Oyunculuk çok kutsaldır” diyerek abartmak istemiyorum ki böylede düşünmüyorum. Çünkü biz sadece insanları kimi zaman eğlendiriyoruz, kimi zaman düşündürüyoruz, başka bir pencereden bakmasını sağlıyoruz… Bir laf vardır: “Çöpçülük kötü bir iştir ama birileri yapmak zorunda” aynı cümleyi oyunculuk içinde kurarım ben. Gecesi yok, gündüzü yok, koşulları ağır…

Şuan neler yapıyorsunuz?
Tiyatro oyunum var. Ayrıca TRT’ye Bosna Savaşı ile ilgili bir dizi çekiyoruz. Ekim’de yayına girecek. İnternet sitemden takip edebilirsiniz.

Kumbaracı 50’ye Korku İmparatorluğu oyununa gelin çünkü;
Dibimizde olan bir şey var. Hala devam ediyor ve bu konuda yapabileceğiniz şeylerden biri de bunu anlamak. Bu oyun işte tamda bu noktada anlamanızı sağlayacak.
Taraflı bir oyun değil.
Bir Amerikalı ve iki Irak’lı karakterleri göreceksiniz.
Değişik bir oyun, seyirci ile iç içeyiz.İyi bir oyun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...